"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: okumak

Bir Çanta Dolusu Kitap ve Defter

Boş zamanlarımda Tanrı ile ilgili düşünmek bana varlığımı hissettiriyor. Bu cümle biraz felsefi, çokça garip gelebilir ama önemli olan insanın kendisinin gerçekte ne hissettiğidir. Siz dünyanın en dürüst insanı olsanız bile, bazen size insanlar inanmayabilir. Bu yüzden ilk önce kendine, sonra Tanrı’nın senin doğru söylediğini bildiğine inanman gerekiyor (tabi Tanrı’ya inanıyorsan).

Çantamdaki çoğu kitaplar dolaylı ve direk olarak Tanrı’dan bahsediyor. Sadece Necip Fazıl Allah’tan bahsediyor. Tanrı ile Allah sizin için aynı şey olabilir ama Allah daha özel ve eşi olmayan bir kelime. Tanrı’nın Tanrıçası, İlah’ın İlahesi ama Allah’ın eşi benzeri yok. (El-İllah’tan türediğini saymazsak.)

Ben Buradayım Sevgili Okuyucum Sen Neredesin Acaba*

Foto Bilgisi:
“Canım insanlar! sonunda bana bunu da yaptınız.”/Oğuz Atay’ın el yazısıyla günlüğü
(25 Nisan 1970)

 

Kimsenin beni okumadığını biliyorum. Çoğu ülke insanının aslında kimseyi okumadığını ayrıca biliyorum. Okuyan insanların dahi, tam anlamıyla okumadığını da biliyorum. Üstelik ne yazık ki, hakiki okuma eyleminin küçük ve elit bir zümrenin elinde olduğunu dahi biliyorum. Şimdi sorulacak soru, tüm bu bilinenler ışığında ben neredeyim?

Okumak da bazen günahtır. Evet, bu çok okuyanların cür’et edebileceği bir cümle. Hasan Ali Toptaş okumanın günah ya da boş olduğunu düşünemezsiniz. Bu çok aptalca olabilir. Ama insanın öncelikleri vardır ve bu önceliklerimiz içerisinde Hasan Ali Toptaş kaçıncı sırada?

Ali Bulaç’ın “ne okumalı” diye bir dört yıllık bir okuma listesi var. (Liste için tıklayınız.) Bu okuma listesi epey yorucu ve sabır gerektiren bir süreç. Yılların peşi sıra gittiğini düşündüğümüzde dört yıl kısa bir süre. Üstelik bu süreci bireysel bir üniversite gibi düşünün. Ben listeyi sağlıklı buluyorum. Ama söz konusu Ali Bulaç. Şu an hapiste. Kendisine ne kadar güvenebiliriz bilemem. (Bu son cümle ülkenin düşünce seviyesinin henüz olgunlaşmaması üzerine, mecburen sarf edilmiştir.)

Düşünce deryasına, küçük bir sal ile yolculuğa çıktığımdan beri, ukalalıktan ve peşin hükümlülükten vazgeçtim. İnsanların beni zorla değil, zamanla anlamasını umut ediyorum. Zaaflarım var bunu biliyorum ama genel anlamda sakin olmaya, olup bitenleri gerçekten anlama çalışıyorum. Geri kalan zamanlarımda ise okuyorum. Baba olduktan sonra, okuma meşguliyeti benim için daha başka bir anlam ve boyut kazandı. Kütüphaneme kızımın okumasını istediğim kitapları kazandırıyorum. Yarın nasip olursa, kızımın tüm yazdıklarımı okumasını isterim. Hayır sandığınız gibi değil. Bir şeyler öğrenmesi için değil, beni anlaması için.

Var Olmak Üzerine Kısa Okumak Üzerine Daha Kısa Bir Yazı

Şiir neden var? Bu sorunun cevabı hem çok uzundur, hem de çok fazla cevabı vardır. Ama insanın neden var olduğunu Kutsal Kitaplar ve Kutsal İnsan olan Peygamberler zamanında söylemiş. Buna rağmen dünya var oluşundan beri, Allah gerçeğini bir kenara koyup, insanın neden var olduğunu araştırmak insanoğlunun en büyük fantezisi. Allah katında ademoğlu, velisinin nazarındaki yaramaz çocuktan farksız. Dur dersin durmaz, yapma dersin yapar ve saire.

Ademoğlunun böyle ele avuca sığmaz, kabına sığmaz, yaramaz ve söz dinlemez olacağını bırakın Allah’ı, yanındaki melekler dahi biliyordu. Buna rağmen ademoğlu eşref-i mahlukat vasfını hala taşımakatadır.

Okuma Meşguliyetiyle Münasebetim Hakkında Üçüncü Yazım

800px-menendez_y_pelayo_with_a_book

Kalın ve ağır kitabı okurken göz kapaklarımızın ağırlaşmasına engel olmalıyız. Bedenimiz bize uyumamız gerektiğini söylediği zaman, bizi uyumamaya karşı koyan şey geçip giden zaman olabilir mi? Hele hele hayata geç başlayan ve güzel bir çift ela göze daha yeni bakmaya başlamışsanız; gaflet uykusunda geçen zamanı telafi etmek adına uykusuz geceler yaşamamız gerektiği gerçeği acı olduğu kadar da yorucudur değerli okur.

Bazen sevdiklerinizi ihmal edip, yüzlerce sayfalık kitapların arasına dalmanın yanlış olup-olmadığı tartışılabilir. Şahsen ilahi hükümlerin dışındaki tüm konuları tartışabilir ve konuşabilirim. Kitaplarla olan münasebetimde abartı bir durum görmüyorum. Çok fazla okuduğumu düşünmüyorum. Hatta kimi zaman çok yararlı okumalar da gerçekleştirdiğimi sanmıyorum. Ama en azından hayatı keşfetme noktasında kitapların bana yardımcı olacağını söyleyebilirim.

Oku-Yorum : Haremin Son Yüzyılı (Sultanlar Ve Damatlar)

hareminsonyuzyili-kapak

Bir şeyin sizin için doğru olup olmadığı, hayatta doğrularınızı neye göre belirlediğimize bağlıdır. Osmanlı’ya hayran olmak ya da onu acımasızca eleştirmek sizin fikirlerinizi neye dayandırdığınıza bağlıdır. Yani referansınız ne ise ona göre düşünür ve karar verirsiniz.

Yaşadığım toprakların Mutlak Monarşi ile değil de, demokrasiyle yönetildiği için Allah’a şükürler ediyorum. Demokrasimiz tartışılabilir ki her daim tartışılıyor. Ama yine mutlakıyetten iyidir değil mi okur? Düşünün koskoca imparatorluğun, daha sonra Galata Bankerleri’nden borç alacak durumu düşmesi insanın içini acıtıyor. Ama tarihe şöyle bir bakarsak, bu sonucu garipsememek gerekir.

Abdülhamid okumalarının bir parçası olarak okuduğum, Cevdet Kırpık’ın kitabı “Haremin Son Yüzyılı: Sultanlar ve Damatlar” kitabı neredeyse bir ibretlik vesikası.

Yazmak Üzerine Bir Kez Daha

İnsana böyle bir nimetin bahşedilmesi ne kadar lütüfkar. Yazmayı seviyoruz. Çünkü yazmak düşüncelerimize can veriyor. Yazmak bir nevi doğum. Dışardan aldığımız her şey ile, kafamızın içindeki birleşiyor ve cümleler meydana geliyor. Hoş bir üretme. İnsana değer katıyor. İnsanı mutlu ediyor. Ne kadar da hoş. Modern zamanlarda yaşayan ve ne yazık…

Umberto Eco’nun Kitabını 1 TL’ye Almak

DSC_0150

Yukarıdaki yer Pendik Bit Pazarı. Kurtköy-Pendik bağlantısı üzerinde Sabiha Gökçen Havalananına gelmeden sağda kalıyor. Bit Pazarı’nın ne olduğunu az çok biliyoruz zaten. Aradığınız her şeyi bulmanız mümkün. Kırık bir gitar, eski bir bisiklet, bir çay bardağı, eski bir plak, kitap, defter, ajanda, eski ama çok eski ayakkabıların yanı sıra daha neler neler ve nihayetinde kitaplar.

Bit pazarından pek bir beklentim yok ama aradığım tek bir şey var kitap. Eşya ile anlamlım münasebetim burada devreye giriyor değerli okur. Kitapları kişileştiriyorum. Yerdeki soğuk tezgahlarda dururken, güzel bir kitaplıkta yer almak için can atıyor gibi geliyor bana. Bit pazarındaki tüm kitap tezgahlarını dolaşıyorum. Her kitabı alamam elbette. Titizlikle seçiyorum onları. Bana gönül koyanlar olabilir ama her kitabı okumam ve zengin olmanın yollarını anlatan bir kitabı asla kütüphanemde barındırmam. Onların bana verebileceği bir şey yok. Çünkü zengin olmaya niyetim yok.

Okumak ve Fikir

149520_html_m5b0eb4e

Aslında bu yazıyı kaleme almadan önce, bir dergide röportaj okuyordum. Keyifli ve “gönüle” hitap eden bir röportaj. Bu konudan size sonra belki bahsederim. Ama röportajı söyleyeyim; Cins Dergi, Nisan sayısı; sayfa 10…

İnsanlar soyut şeylerle ilgilenmiyor gibi geliyor bana. Fikir gibi bir kelime kaplerde heyecan uyandırmalı. Hayatı anlama noktasında bir ipucudur fikir. Mesela bu blog sayfası tümüyle bir fikir. Otuzuna merdiven dayamış bir adamın penceresinden hayata bakış. Okumanın böyle tuhaf ve heyecanlı bir yanı var. Hayatı başkalarının gördüğü gibi görebilmek. Empatinin başka bir boyutu. Ama yakın çevrem dahil çoğu insanın bu sayfada yazılanlarla ilgilenmediğini biliyorum. Onlara hak veriyorum. O kadar sıkıntının içerisinde insanlar, fikirlerin ağırlığını omuzlarında hissetmek istemiyorlar.

Okuma Meşguliyetiyle Münasebetim Hakkında İkinci Yazım

Man Reading Book and Sitting on Bookshelf in Library --- Image by © Royalty-Free/Corbis
Man Reading Book and Sitting on Bookshelf in Library — Image by © Royalty-Free/Corbis

Geçenlerde okuduğum küçük bir hikaye yüreğime su serpti. Adamın biri sürekli okumasına rağmen okuduklarından hiç bir şey anlamıyormuş. Konuyu bilge bir adama açmış ve adam kendisine bir hurma uzatmış. Adam şaşkınlıkla hurmayı yer ve bilge adam; “bu hurmayı yemeyle nasıl birden büyümüyorsan, okuduğun kitaplar da tıpkı bu hurma gibi yavaş yavaş etkisini gösterecek.”

Her bir kitap başka bir amaca hizmet ediyor anlaşılan. Benim kitaplarla aram iyi değildir aslında. Benim elimde sürekli kitap gören insanlar buna çok alıştı. O kadar ki, artık benim çok okumam çok sıradanlaştı ve olması gereken şey zaten bu idi.

Hakikat Yolculuğuna Dair

kendine_yolculuk

Çalışma prensibim gayet basit; 25 dakika çalışma, 6 dakika 58 saniye mola. Neden iki saniye daha eklemedim. Geçerli sebebi yok. Bu şekilde uygun gördüm. Böyle hususlarda sebepsizce  hüküm vermeyi seviyorum. Arzu ederseniz bu durum için bu sebebi gösterebilirsiniz.

Şu an Fizilal’il Kur’an‘ın 4. cildinin yarısındayım. Neden? İlk önce inandığım dine hakim olmak istiyorum. Daha sonra hayatımı idame ettirirken, iyi-doğru arasında karar verirken, neyin iyi ve neyin de kötü olduğunu anlamak için Allah’ın kelamını referans almak istiyorum. Yoksa beşeri bir kanaat ile hüküm vermek istemiyorum. Bu aklı kiraya vermek midir? Hayır! Kesinlikle hayır! Bu aklı ilahi normlarla beslemek ve aklımı bu yönde kullanmak istiyorum. Yoksa herkesin ayrı bir doğrusu var. Bu kadar doğru arasında kafamı karıştırıp, yanlış hükümler vermek istemem elbette.