"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: hayat

Neyse Ki Öleceğiz

indir

Evet bu doğru. Hepimiz öleceğiz. Bu dünyadaki endişelerimizin hiç bir önemi kalmayacağı bir zaman gelecek. İnandığımız dine göre ölümden sonrası karanlık da değil. Dünyanın var oluşundan beri, Allah’ın elçilerinin mesajları bizlere iletilmiş. Yetmemiş bir de filozoflar bu konuda üzerinde epey düşünmüş.

İnsanın dünyaya geliş amacı elbette mutlu olmak değil. Bunu her şeyden önce bilmeniz gerekiyor. Yaşadığı hayatın her anını mutlu geçirmek isteyen insanlar ahmaktır. Dünya insanın mutluluğa kavuşması için ihtiyaç duyduğu araçtır. Başka bir şey değil. İnsan her hareketinden mesuldur. Mücadele etmek zorundadır. Sabretmek, doğru olanı yapmak. İnsan dünyaya savaşmak için gelmiştir. Hiç bir Kutsal Kitap ya da Allah’ın hiç bir Peygamberi insanlara dünyada mutlu olmalarını vaat etmemiştir. Hatta aksine doğru olanı yapmanın bir bedeli olduğunu bizlere iletmişlerdir.

MÜSLÜMANLIĞIN GÖZ ARDI EDİLEN ŞARTI

durustluk-yazilari

Dini 5, 32 ve 54 farzdan ibaret sanılması bu zamana kadar büyük gafletlere yok açtı. (Bu konuyla ilgili detaylı ve edebi açıklamalar için, Rasim Özdenören’in “Müslümanca Düşünceler Üzerine Denemeler” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.) Son dönemlerde insanların dine bu kadar mesafeli durması, zannımca din kavramını; bir yaşam tarzı olmasından ziyade kafalarında yaşanılması mümkün olmayan kurallar bütünü olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Kafalardaki din öyle bir din ki, “Allah kuralları koymuş ama kimse kusura bakmasın bu dini kuralların hepsinin uygulanması mümkün değil” düşüncesi hakim.

Din, naçizane düşüncem en yalın haliyle Allah’ın kartındaki makbul yaşam tarzıdır. Bu hayatı anlamlı yaşamamız için bir rehber, ilahi bir kaynaktır.

80 Milyon Dolarlık Düğünlerin Olduğu Dünyada Bu Akşam Aklıma Gelenler

56fa7224c03c0e2e2c361a0f

Yaklaşık 6.2 milyar dolarlık servetiyle Rusya’nın en zenginleri arasında olan Mikhail Gutseriyev’in oğlu Said Gutseriyev, 20 yaşındaki Hadice Ujahovaya ile görkemli bir düğünle Moskova’da evlendi.

Bu akşam yemeğinde Sinan Ağabey’e de söyledim, kölelik bitmedi. Modern bir kölelik yaşıyoruz. Birilerinin rahat etmesi için, biz rahatımızdan oluyoruz. Ama işin tuhaf yanı, bu rahatsızlığın bizi rahatsız ettiğinin farkında değiliz. Modern zamanlarda farketmeden genel bir anestezi altındayız.

Bir Otuz Yaş Yazısı

2539720140718092038

Bir şey koparır bizden yıllar, akıp giderken.
(Michel de Montaigne)

Her şeyden önce işte böyle otuz yaşına girdiğinizi anlamlandırın. Otuzuma girdim deyip geçmeyin. Bir düşünün önce, buraya kadar nasıl geldiğinizi. Şöyle bir hüzünlenin, dalıp gidin. Bu zamana kadar ne kaybettiğinizi düşünün. Kazandıklarınız yanınızda olduğu için sorun yok. Ama kaybettiklerinizi bir düşünün. Düşünün ki ileride kaybedecekleriniz hakkında bir fikriniz olsun.

Geriye dönüp baktığınızda hiç buraya geleceğini düşünmüyor insan. İki ay önce sakalımda bir iki beyaz gördüğümde de artık zamanın iyice geçtiğini anlamaya başlamıştım. Artık daha fazla düşünmenin ve daha büyük sorunların olduğunu düşünmeye başlamanın zamanı geldiğini düşündüm.

Bugün: Yarının Mesajı

life

Eden bulur kimse kusura bakmasın. Aile gibi, akraba gibi bu ülkenin ve kültürün temel dinamiklerini önemsemeyen insanlar yarın bunun bedelini ödeyecekler. Çocuklarını kültürden uzak ya da yanlış anlaşılan bir kültürle yetiştiren anne ve babaların, yarın  pencerelerde hasretle çocuklarını bekleyeceğine dair inancım tam. Erkeğin erkek olamadığı, kadının kadınlık şefkatinden çok uzakta olduğu bir toplumun çocukları yarın nasıl sahip çıkacak sizlere bunu hiç düşündünüz mü? Çocuklara doktor olmayı, avukat ya da mühendis olmayı aşılarken birliği, beraberliği, kardeşliği ve hülasa iyi bir insan olmayı öğretmeyenlerin yarın sonu nasıl olacak bunun farkındalar mı?

Okuma Meşguliyetiyle Münasebetim Hakkında İkinci Yazım

Man Reading Book and Sitting on Bookshelf in Library --- Image by © Royalty-Free/Corbis
Man Reading Book and Sitting on Bookshelf in Library — Image by © Royalty-Free/Corbis

Geçenlerde okuduğum küçük bir hikaye yüreğime su serpti. Adamın biri sürekli okumasına rağmen okuduklarından hiç bir şey anlamıyormuş. Konuyu bilge bir adama açmış ve adam kendisine bir hurma uzatmış. Adam şaşkınlıkla hurmayı yer ve bilge adam; “bu hurmayı yemeyle nasıl birden büyümüyorsan, okuduğun kitaplar da tıpkı bu hurma gibi yavaş yavaş etkisini gösterecek.”

Her bir kitap başka bir amaca hizmet ediyor anlaşılan. Benim kitaplarla aram iyi değildir aslında. Benim elimde sürekli kitap gören insanlar buna çok alıştı. O kadar ki, artık benim çok okumam çok sıradanlaştı ve olması gereken şey zaten bu idi.

Kesilen Üç-Beş Ağacın Ardından

yassiada-once

Kesilen üç beş ağaç. Üç beş ağacın kesilmesini kolayca söyleyebiliriz. Tıpkı on iki milyar insana yetecek kadar gıda üretimi yapılan bir dünyada, iki milyar insanın aç kalabildiğini de çok kolay söyleyebiliyoruz. Önemli olan bir şeyi nasıl telaffuz ettiğimiz değil, yüreğimize ne kadar ağır gelip gelmeyeceği.

Dünyanın bütün kötülüklerden arındırılacağı ütopyasına inanmıyorum. Dünyanın bir gün çok güzel bir yer olacağını sanmıyorum. Bu noktada fikrim; dünyanın bu kadar kötü olmasının bir hikmetinin ve bireyin sorumluluklarını yerine getirmesi açısından uygun olduğu kanaatindeyim. 

Günler Birbirini Kovalarken

commandments-good-life

Her geçen gün, diğer geçen günlerden farklı değilse önemli bir sorun var demektir değerli okur. Öyle ki, bu içimizde yaşadığımız durumu hissetmediğimiz ile alakalıdır. Çünkü her gün diğerinden farklıdır. Çünkü her geçen gün ölüme bir daha fazla yaklaşmış oluruz. Ölüme bir gün daha yaklaşmamızın muhteşem gerçeği bile, bugünü diğerlerinden farklı kılmaya yeter.

“İki günü eşit olan ziyandadır.” buyurur Hz. Muhammed. Bu hadisin sahih olup olmaması ile ilgilenmiyoruz. Çünkü hakikat aklımıza ve gönlümüze tesir ediyor. Düşündürüyor ve hayatı daha anlamlı kılmanın yolunu gösteriyor.

Sakin Bir Hayat

Hayat denilen mucizenin tanıkları olarak, varlığımızdan ötürü mutlu olmalıyız. Varlık ve bu varlığı idrak yeteneği, Allah tarafından bizlere bahşedilirken; insanoğlu çok az zamanlarda kendini şanslı hissetmiştir. İnsanı hayvandan ayıran “varlığı idrak yeteneği” sayesinde güzelce ve sükunetle üzerimize düşen yaşama zorunluluğunu gerçekleştiriyoruz.

Sonbahar geleli bir aydan fazla oldu. Eşimle sükunetle sonbaharın şehrin rengini değiştirmesini izliyoruz. Paylaşacak çok fazla zaman var ve okunacak epey kitap (inşallah). Henüz alışamadığım İran Sineması’ndan eşimin şitayişle bahsettiği o seyirlik filmler ve insanı o zamanlara götüren görülecek tarihi yerler (inşallah). Çok fazla bir şey istemediğimiz, çok fazla bir şey koparmayı düşünmediğimiz sakin bir hayat. Zira tüketmenin işe yaramadığını, karşılaşmadan önce kavramıştık zira. Akşam limonlu ya da ıhlamur çayların o insanı şımartan ve mutlu eden tarifsiz kokusu ve tatlı bir sohbet, bazen tüketmekten daha çok işe yarıyor. 

Cuma Günü Yapılacak İbadetler (!)

Bugün Cuma. Mübarek gün. İçinde öyle bir zaman var ki, bütün dualarımız kabul olur. O yüzden Cuma günleri çok fazla dua edilmesi tavsiye edilir. Elbette Cuma’ya gidilir.

Normal şartlarda Cuma günleri çalışıyorum.  Ama yıllık iznimde ve olduğum için, bu Cuma’yı dolu dolu geçirmek niyetindeyim. Bu sebeple Cuma günü yapılacak ibadetleri naçizane sizinle paylaşmak istiyorum;