"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: düşünmek

Ben Buradayım Sevgili Okuyucum Sen Neredesin Acaba*

Foto Bilgisi:
“Canım insanlar! sonunda bana bunu da yaptınız.”/Oğuz Atay’ın el yazısıyla günlüğü
(25 Nisan 1970)

 

Kimsenin beni okumadığını biliyorum. Çoğu ülke insanının aslında kimseyi okumadığını ayrıca biliyorum. Okuyan insanların dahi, tam anlamıyla okumadığını da biliyorum. Üstelik ne yazık ki, hakiki okuma eyleminin küçük ve elit bir zümrenin elinde olduğunu dahi biliyorum. Şimdi sorulacak soru, tüm bu bilinenler ışığında ben neredeyim?

Okumak da bazen günahtır. Evet, bu çok okuyanların cür’et edebileceği bir cümle. Hasan Ali Toptaş okumanın günah ya da boş olduğunu düşünemezsiniz. Bu çok aptalca olabilir. Ama insanın öncelikleri vardır ve bu önceliklerimiz içerisinde Hasan Ali Toptaş kaçıncı sırada?

Ali Bulaç’ın “ne okumalı” diye bir dört yıllık bir okuma listesi var. (Liste için tıklayınız.) Bu okuma listesi epey yorucu ve sabır gerektiren bir süreç. Yılların peşi sıra gittiğini düşündüğümüzde dört yıl kısa bir süre. Üstelik bu süreci bireysel bir üniversite gibi düşünün. Ben listeyi sağlıklı buluyorum. Ama söz konusu Ali Bulaç. Şu an hapiste. Kendisine ne kadar güvenebiliriz bilemem. (Bu son cümle ülkenin düşünce seviyesinin henüz olgunlaşmaması üzerine, mecburen sarf edilmiştir.)

Düşünce deryasına, küçük bir sal ile yolculuğa çıktığımdan beri, ukalalıktan ve peşin hükümlülükten vazgeçtim. İnsanların beni zorla değil, zamanla anlamasını umut ediyorum. Zaaflarım var bunu biliyorum ama genel anlamda sakin olmaya, olup bitenleri gerçekten anlama çalışıyorum. Geri kalan zamanlarımda ise okuyorum. Baba olduktan sonra, okuma meşguliyeti benim için daha başka bir anlam ve boyut kazandı. Kütüphaneme kızımın okumasını istediğim kitapları kazandırıyorum. Yarın nasip olursa, kızımın tüm yazdıklarımı okumasını isterim. Hayır sandığınız gibi değil. Bir şeyler öğrenmesi için değil, beni anlaması için.

Düşünür Olmak

dusunur_thumb

“Genel sorunlar üzerine yeni ve kendine özgü düşünceleri olan kimse, düşünücü, mütefekkir” anlamına gelen “düşünür” kelimesini kendime daha yakın bulsam da, kendime yakıştırma noktasında çekimser olduğumu belirtmek isterim. Bu durumun nefsimin bana bir oyunu olmasından korkarım. Zira bu “düşünürlük” pozisyonu, birazcık egonun kabarmasıyla ilintili gibi geliyor bana. Zaten en baştan beri yazı maceramda cesaretsizliğim, bir çok konu beyaz sayfalarla buluşturmadı. Ama son zamanlarda artık bu durumdan sıyrıldım, düşüncelerimi sonuna kadar “ahlaki bir zeminde” dile getirme kararlılığında bulundum.

Düşüncelerimin Yansıması

İnsan bir yerden başlamalı ama nereden? Anlamlı bir başlangıç için “din” konusu önemli. Din insanın nereden başlayıp, nerede durması gerektiğini gösteriyor. Açıkça. Ama insan o kutsal satırlarda gözlerini gezdirmekle anlamıyor hakikatleri. Öyle olsaydı o kutsal metinlerde defalarca gözlerini gezdiren bir adam olarak, zihinsel olarak gaflette olmazdım.

Sanıyorum ki, her insanın hakikat arayışı başka. Öyle olsaydı Allah bir, hepimiz aynı Tanrı’ya inanırdık. Hepimiz aynı Tanrı’ya inanmıyoruz sanırım, hepimiz aynı Tanrı’ya inandığımızı sanıyoruz. Hangimizin Tanrı’sı gerçek, hangimizin ki zihnimizin yarattığı bir sanrı büyük bir meçhul. Çok mu iddialı konuştum? Sanmıyorum. Benim bildiğim bir Allah var. Tanrı kelimesi, yazının seyri açısından daha uygun olduğu için kullandım. Biliyorum. Tanrı kelimesini bu yazıda kullandığım için rahatsız olacak insan çok. Şunu bile duydum; “Allah Tanrı’nın cezasını versin.”