"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: din

Leküm Diniküm Veliyedin*

Ülke insanı ideolojik anlamda pek samimi olamıyor. Hepiniz gerçekleri kendi ideolojik penceremizden bakıp, orada ne gördüysek onu söylüyoruz. Samimi olanlarımız çok az. Bu gündem belirleyen insanlarda da sıklıkla görülüyor.

Antikemalist olmadığım gibi kemalist de olmadım. Osmanlı padişahlarına cennetmekan ifadelerinden çekindim ama tarihte şanlı yerini kabul de ettim. Bu birbirine iki zıt kavramlar gibi görünebilir. Ama ben böyle düşünüyorum. Benim için doğru ya da yanlışın ölçütü haliyle Kuran’dır. Kuran her şeyi yazmasa bile insanların, şu iki günlük hayatta hadlerinden bahseder. Yani “masum bir insanı öldürmeyeceksin” ayeti bir ölçüttür. Osmanlı’ya “kardeş katli” hususunda yöneltilen eleştirilerde, ele aldığımız ölçüt Maide Suresi’nin 32. ayetidir. Ve bu ayet referans alınarak, kardeş katline yöneltilen eleştiriler samimidir.

Din Teorisyenliği Diye Bir Mefhum Olmayabilir

Bu akademik bir yazı değildir. Çünkü akademik bir kariyerim yok. Sadece modern zamanlardaki insanların din ile münasebetleri üzerine kafa yormuş bir beşerim. Allah’ın bana verdiği aklı, bir dönem bu husus üzerine yoğunlaştırdım.

Din bir teori değildir. Bunu elbette biliyorum. Zaten okuduğunuz bu yazının başlığı, dikkati celp etmek amacıyla yapılan bir kelime oyunudur. Şiirsel bir ifade olabilir belki de. “Lacivert düşler” gibi.

Bu yazı, soru sorandır. Cevap zaten verilmiştir. İnsanlar aslında soruları keşdefer. Zaten her şeyibilen güç, bütün cevapları vermiştir. İnsan soru sormak için vardır. Bu yazı da haliyle insani bir vazifeyi yüklenmiştir; “soru sormayı.” Ama her soru cümlesinin sonunda illa ki soru işareti olmak zorunda değildir. Bazı cümlelerin sonunda soru işaretleri yoktur ama yine de insanların kafasında soru işaretleri oluşturur. Bu yazı yapma endişesi taşımakta.

MÜSLÜMANLIĞIN GÖZ ARDI EDİLEN ŞARTI

durustluk-yazilari

Dini 5, 32 ve 54 farzdan ibaret sanılması bu zamana kadar büyük gafletlere yok açtı. (Bu konuyla ilgili detaylı ve edebi açıklamalar için, Rasim Özdenören’in “Müslümanca Düşünceler Üzerine Denemeler” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.) Son dönemlerde insanların dine bu kadar mesafeli durması, zannımca din kavramını; bir yaşam tarzı olmasından ziyade kafalarında yaşanılması mümkün olmayan kurallar bütünü olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Kafalardaki din öyle bir din ki, “Allah kuralları koymuş ama kimse kusura bakmasın bu dini kuralların hepsinin uygulanması mümkün değil” düşüncesi hakim.

Din, naçizane düşüncem en yalın haliyle Allah’ın kartındaki makbul yaşam tarzıdır. Bu hayatı anlamlı yaşamamız için bir rehber, ilahi bir kaynaktır.

İnanç Üzerine Uzun Bir Yazı

Tüm bu olup bitenleri anlamaya çalışırken dinden çıkmaya korkan insanların, kafalarındaki ve bize empoze ettikleri Yaratıcıya tam anlamıyla hiç kimse inanamıyor. Bu sert bir iddia. Haklısınız. Ama insanların “dinden çıkma korkusu” yüzünden bir sürü gerçek, bir sır olarak birilerinin tekelinde kaldı.

Allah’a layıkıyla inanmak için mucizelere ihtiyaç duymaya gerek yok. Hayat başlı başına bir mucize değil mi? Muhtemelen Peygamber gelip Ay’ı ikiye bölmeyecek mübarek parmağıyla (ki böyle bir şeyin olmadığını iddia edenler ve ayetlerle bunu destekleyenler de var). Sıradan bir hayatın içerisinde gizlenmiş hakikatlerdir bize Yaratıcı’ya yaklaştıracak. Elbette O kalpte olanları biliyor.

İnançlı biri olmaya gayret göstermek, denemeye değer ve bu noktada insanın kaybedeceği pek bir şey yok aslında. Allah’ın emri olan her şey hepimize anlamlı geliyor. Eğer anlamsız geliyorsa, burada insanın algı problemini ya da Allah inancını gözden geçirmesi gerekiyor.

Modern zamanlardaki ademoğlu, vicdanının ağlayan sesini duyuyorsa yalnız ve soğuk gece yarılarında, her şeyi beşerin yönettiği ve beşerin koyduğu kurallara boyun eğmenin bir sonucu mu yoksa?

Mezhep Üzerine

Yazmıyorum kaç zamandır. Zaman çok çabuk geçiyor değerli okur. Bu yüzden aslında çok şey kaybediyoruz. Hiç bir şey kaybetmesek zaman kaybediyoruz. Kül rengi bulutların gökyüzüne hakim olduğu zamanlardayız. Yaz ne zaman bitti? İyi bir yaz olmadı bizim için. Bu yaza çok acı sığdırdı bu ülke ve dünya. Bir iç savaşın eşiğine gelmeye çalışan ülke. Uçurumun kenarında olmamız gerçeği, bizi Ortadoğu’dakilerin düştüğü hatalara düşürmeyecek inşallah!

Geçenlerde bir arkadaş sosyal paylaşım sitesinden, “Kudüs ne zaman kurtulur?” diye sormuş. Bende “mezhepsel ayrışmalardan kurtulup, birlik-beraberlik içerisinde olursak ve elbette Allah izin verirse” diye cevap verince  arkadaşım “mezhepsel ayrışma” hususuna itirazı olmuş.

Din Bir Kaç Alimin Tekelinde Değildir

Bu kadar ayrılıkçı bir din anlayışı ile Tevhid bilinci nasıl yerleşecek anlamak güç. Müslüman birey olarak, illa ki bir hocaya bağlı kalmanın anlamsız olduğuna inanıyorum. Bir hocaya bağlı kalmak yerine, “nefsani duygulardan arındırılmış samimi bir niyetle” insanın kendisi hoca (alim) olmalı. Ve hoca (alim) olma yönünde ilerleyen insan hiç bir zaman hoca olduğuna kanaat getirmemeli.

Hayat ince düsturlarla doludur. Biz koca dini üç beş hocanın tekeline bıraktık. Bu yüzden insanlar bizi her şekilde kandırabiliyor. İnançlı insan araştırmalı, okumalı ve en azından kandırılmamak için muhakeme edebilecek seviyeye ulaşmalı.

Zamanın Şartlarına Göre Bir Din Tasavvuru

Bir tek kitaba inanıyoruz ve ömrümüzün sonuna kadar da, bu kitabın hükümlerinin değişmeyeceğine inanıyoruz. Sabit kurallar bütünü, tüm çağ için aynı hükümdedir. Yani dün günah olan, bugünün şartlarına göre, meşru sayılmamalı.

Her şey  yine sona kavuşacakken, olup bitenleri Allah’ın takdirine bırakıp, hükmü ile ters düşmemek gerektiğine inanıyorum. Kaldı ki, hiç olmayacak olan bir şey, belki bizim hayrımıza olmuş olabilir.

Pazar Yazıları -2-

Var olmak güzel bir heyecan. Var olmayı hissetmek, var olduğunu bilmek ve “bu dünyada ne işimiz var” sorusunun cevabını vermek gerekir. Çünkü ölüm diye bir gerçek var ve bu gerçekle ne zaman tanışacağımızı bilmiyoruz. Aslında hepimiz bir nevi ölümü bekliyoruz. Elbette ölümün ne olduğunu biliyoruz, gözlerimizle başkalarının ölümünü gördük ama ölümden sonrasını daha görmedik. Bu yüzden insanlık olarak ölümden sonrası ile ilgili genel bir kanaatimiz yok. Her dine, coğrafyaya ve kültüre özgü ölümden sonra senaryoları var. Hepimiz bir başkasına inanıyoruz.