Etiket arşivi: bilgi

bilgi dolu içerikler

Hackerler nasıl çalışır ?

nasıl hacker olunur

nasıl hacker olunur

Bu yazımızda hackerların hangi adımları takip ettiklerinden kısaca bahsedelim dedik.

Hacker elinde hedefine ait az yada hiç olmayan bilgilerle işe başlar; öyleki küçük analaziler sonunda yol haritasını belirleyeceği yeterli bilgiye ulaşır. Bu ancak dikkatli bir analiz ve sistemli bir araştırma sonucu elde edilebilir.

Hackerların genellikle kullandığı yöntemler 7 adımdan oluşur:

1. Hedifin ayak izlerini analiz et
2. Bilgileri sırala
3. Kullanıcı bilgilerine ulaş
4. Ayrıcalıklarını arttır
5. Ekstra şifre ve gizli bilgileri kopar
6. Arka kapıyı kur
7. İçeri gir sistemi devir

Hacker önce hedef alacağı alan adlarını saptar. Daha sonra, bunların ayak izlerini takip ederi. Bu takip heefi hakkında edinebilecek en fazla bilgiye ulaşmak içindir. Bu takibi, hedefine ait bilgilerin herkese açık kaynaklardan yapar.

hackerlık hakkında bilgiler

hackerlık hakkında bilgiler

Ayak izi analizinin sonunda hacker şu bilgilere ulaşaır:
– Hedefin büyüklüğü
– Potansiyel giriş noktları
– Güvenlik mekanizmasının olup olmadığı varsa bunun ne olduğu

Ayak izi analizi sırasında hacker, saldırı sırasında işine yarayacak bilgiler elde etmeye çalışır. Bu bilgiler:

• Şirket adları
• Alan adları
• Şubeleri
• IP adresleri
• Telefon numaraları

Ayak izi analizi sonrasında hacker elde ettiği bilgiler ve bu bilgiler doğrultusunda çizdiği yol haritası sonucunda hedefin ağ bilgilerine ulaşmış olur. Ardından bu bilgeler ile hedef sistem hakkında edinebildiği kadar fazla dataya ulaşmaya çalışır.

Hacker, hedefin ne tür bir ağ, FTP veya mail server kullandığını, TCP ve UDP portlarına bağlanarak yada bu bu portları dinleyerek ve bu portlara rasgele veriler gönderek belirler. Birçok servis, genel olarak kendilerine gelen bu rastgele verilere yanıt verir bu yanıtlar da hackerlar için aradıklarını bulma noktasında son derece faydalıdır.

hackerların yaptıkları

hackerların yaptıkları

Hacker bu bilgileri oluşturduğu, hassasiyet veri tabanına yollar.

Bu veritabanında saklanan hassas bilgiler, eğer hacker hedifin sunucusu ile temas kurabilmişse, şunlardır:

• Kullanıcı adları
• Son giriş yaptığı tarih
• Şifre değişim günler
• Tanımlandığı kullanıcı grupları

Hacker sorgulama sonucu ulaştığı bu bilgileri, sisteme, kayıtlı kullanıcı girişi için yapacağı şiddetli saldırıda kullanacak. Örneğin hackerın karşılaştığı TEST yada BACKUP gibi kullanıcı adları genel olarak şifreleri kolay tahimin edilebilir türden kullanıcı adlarıdır. Bu da hackerın işini oldukça kolaylaştırır. Hele bu kullanıcılar Lokal Admin ise…Hedefi hakkında yeterli bilgileri elde eden hacker, artık sisteme o şirkette çalışan herhangi birinini kullanıcı adına ulaşmış olur. Bu şu manaya gelmektedir: Hackerın tek bir ihtiayacı kalmışıtır. O da kullanıcıların şifreleri.Şifreleri elde etmenin iki yolu vardır: Sosyal mühendislik (şifreleri tahimn etme) yada sistem saldırıları ve veri tabanlarına ulaşma.Hacker bir şifre buluduktan ve şifresini ele geçirdiği kulanıcıcın sistem üzerindeki yetkilerini öğrendikten sonra, bu kullanıcıcn sistem üzerindeki izinlerini arttırmaya çalışır (admin değil ise)Eğer hacker kullanıcının izinlerini ssitem yöneticisi (admin) şeklinde arttırabilmişse işte o andan itibaren herşey kontrolu altında demektir…

LTC Nedir ?

ltc-ne-demektir

ltc-ne-demektir

Litecoin bildiğiniz üzere daha önceleri çıkan BitCoin’in altcoini olup, dünyanın herhangi bir yerinden başka bir yerine aracısız ve kontrolsüz ödeme sağlayan P2P bir dijital online-para birimidir. wikipedia’da verilen bilgiye göre ise Litecoin, MIT/X11 lisansı altında piyasaya sürülmüş, bitcoinden esinlenilmiş, ve onun gibi açık kaynaklı bir protokol olarak hazırlanmıştır.

Herhangi bir merkezi komite altında denetime tabii değildir. Kasım 2013 itibariyle Wall Street Journal, CNBC ve New York times gibi medyalarda Bitcoin alternatifi olarak anılması sonucunda, yeni sanal girişimciler tarafından oldukça yaygınlaşmıştır. Litecoin 220 milyon dolarlık pazar payı ile en büyük ikinci kripto-para birimidir.
Temel olarak her bir Litecoin, 100 milyon küçük parçacığa bölünmüş olup, sekiz adet ondalık birim tarafından tanımlanır.
Litecoin’de Kimin Fikriydi?
Bitcoinden sonra devam eden furyaya yeni bir rakip ve yeni başlayacaklara yelken açmak amacıyla 13.10.2011’de şuan daha bilinmeyen kişilerce bilişim uzmanı solomon chatjn’den esinlenerek bitcoin’le aynı mantıkta bir dijital para birimi üretilme fikri geldi.

ltc-nedir

ltc-nedir

Tamamda Bitcoin’den Farklı Olan Şey Nedir?
LTC, Bitcoin protokolü baz alınarak hazırlanmıştır ancak ondan farkı kullanıcı dostu donanımlarla çok daha kolay “mining” işlemi uygulanabilir. Litecoin, daha hızlı işlem onayı sağlamaktadır.
(Ortalama 2,5 dakika) ve scrypt tabanlı bir işlem kanıtı algoritması kullanarak, normal bilgisayarların normal haliyle sahip olduğu GPU işlemcileriyle kolayca işlenebilmekte yani üretilebilmektedir. Litecoin ağı, 84 milyon “coin” üretebilecek şekilde tasarlanmıştır.

Diğer makalemizde anlattığımız üzere BTC’de üst limit 21 milyon diye belirlenmiş bu sebepten LTC’nin biraz daha uzun vadede değerleneceği düşünülüyor.
Fark olarak çözülecek hashlerde farklıdır BTC’de sha256 iken LTC’de scrypt dir.

Bitcoin gibi son iki ay içerisinde 1 dolar seviyelerinden 10 dolara kadar çıkmış durumdadır..

Hash Mantığı Nedir?Belki içinizden, çözülen hash’ler para ediyor, e bu çözülen hashler ne işe yarıyor ki? diye düşünebilirsiniz. Bu hashler tabiki çözülmek için değiller bu hashler sadece limitleyici, şu süre zarfında şu kadar hash üretebilsin diye bir bariyer gibi düşünülebilir. En yüksek tekjonoloji ile 10 saatte 1 LTC üretebilirse buna göre değer belirleniyor, eğer teknoloji ilerler 1 saatte 1LTC üretilirse LTC değer kaybeder, bu yüzden hash zorlaştırılarak tekrardan 10 saate çekilir yani hash’ler 1 LTC’nin ne kadar sürede piyasaya girişini kontrol eder.

Asteroit (Küçük Gezegen) Nedir ?

asteroit-nedir-asteroitler-hakkinda-detayli-ayrintili-bilgi

asteroit-nedir-asteroitler-hakkinda-detayli-ayrintili-bilgi

1801’de İtalyan astronom Giuseppe Piazzi, Güneş’in çevresinde Mars’tan biraz daha uzak bir yörüngede dolanan yeni bir gökcisminin varlığını ortaya çıkardı.
Önceleri bunun Mars ile Jüpiter gezegenleri arasında yer alan yeni bir gezegen olduğu sanıldı. Ama, bu keşfi izleyen birkaç yıl içinde, hepsi de normal gezegenlerden çok daha küçük, birkaç gökcismi daha belirlendi. Bugün astronomide bu cisimler “küçük gezegen” ya da “asteroit” olarak tanımlanır.
Piazzi’nin 1801’de keşfettiği Ceres, bilinin küçük gezegenlerin en büyüğüdür. Ceres’in çağı yaklaşık 1.020 kilometredir. Ama küçük gezegenlerin büyük bölümü çok küçüktür. Büyüklük bakımından Ceres’ten sonra gelen Pallas’ın çapı yalnızca 585 kilometredir. Bilinen 2.000 dolayındaki küçük gezegenin ancak 250 kadarının çapının 100 km ya da daha büyük olduğu sanılmaktadır.

asteroid-nedir

asteroid-nedir

Astronomlar, Güneş sisteminde milyonlarca küçük gezegenin bulunduğunu söylemektedirler; bunların bazıları yalnızca irice bir çakıl büyüklüğündedir. Küçük gezegenlerden yansıyan ışık ışınları üzerinde yapılan incelemeler, bu cisimlerin büyük çoğunluğunun demir ve nikel gibi metallerle karışmış taşsı malzemelerden oluştupunu gmstermektedir. Ama, Güneş’ten çok uzakta olan bazılarının buz ve kayaçlardan oluştuğu sanılıyor.
Küçük gezegenlerin büyük bölümü Güneş’in çevresinde, Mars ile Jüpiter’in arasındaki bir yörüngede dolanmaktadır. Önceleri bu cisimlerin patlamış bir eski gezegenin kalıntıları olduğu düşünülürdü, ama bugün Mars ile Jüpiter’in arasında herhangi bir gezegenin bulunmuş olduğu varsayımı bırakılmıştır. Çünkü, Güneş sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter’in kütleçekimi çok güçlüdür ve bu nedenle o bölgede bir başka gezegeni oluşturacak kadar malzeme toplanıp birleşmiş olamaz.

Kübizm Nedir ? [Tanıyalım]

1907-14 arasında Fransa’da Pablo Picasso ve Georges Braque önderliğinde gelişen bir resim akımıdır. 1908’de bir sergide Braque’ın l’ Estaque’ta Evler resmindeki evleri “üst üste yığılmış küplere” benzeten Fransız eleştirmen Louis Vauxcelles’in, aynı benzetmeyi bir yazısında kullanması üzerine bu yeni akıma Kübizm denmeye başlandı.

Kübizm resim anlayışını venimseyen Alvert Gleizes, Jean Metzinger, Robert Delaunay ve Duchamp Kardeşler gibi bazı ressamlar 1911’de Paris’te Salon des Independants’da, akımın en kapsamlı ilk toplu sergisini açtılar. Sergide yyer alan yapıtlar, izleyenler ve eleştirmenler arasında büyük bir şaşkınlık yarattı. Bir yıl sonra Gleizes ile Metzinger, Kübizm üzerine ilk kuramsal çalışma olan Du Cubisme (Kübizm Üzerine) adlı bir kitap yayımladılar.

avignonlu-kizlar-pablo-picasso

avignonlu-kizlar-pablo-picasso

Kübizm Akımı 20. Yüzyıl başlarında, ünlü fizik kuramcısı Albert Einstein’ın geliştirdiği görelilik kuramıyla zaman, uzay ve kütle kavramlarını değiştirerek, bilim ve felsefe alanında yepyeni bir çığır açtığı dönemde doğdu. Kübizm’in kuramsal dayanağını Gertrude Stein, Alfred jarry ve Guillaume Apollinaire gibi yazar ve şairlerin yapıtlarında yer alan düşünceler oluşturuyordu. 1900’lerde Gertrude Stein’ın Paris’teki evi Braque, Picasso ve Matisse gibi öncü sanatçıların sık sık buluştuğu bir uğrak yeriydi. Picasso, Stein’in yeni başlayan yüzyılı “her şeyin paramparça olduğu, yıkıma uğradığı ve yalnızlığa terk edildiği” bir çağ olarak tanımlayan sözlerinde çok etkilenmişti. Çağının gerçeklerini en iyi biçimde anlatabilecek bir resim dili oluşturma çabası onKübizm’e yaklaştırdı. Yeni bir anlatım dili arayan Braque gibi sanatçılarla birlikte geleneksel resim anlayışının katı kurallarına karşı çıktı. Nesneleri, ışık, gölge ve perspektif gibi rastlantısal özelliklerinden arındırarak onları, temel özellikleriyle çizmeye başladı. Nesneleri geometrik öğelerine ayrıştırarak, yatay ve dikey çizgilerle resmetti.

Amaç nesneleri “izleyicinin bulunduğu yerden görebileceği biçimde” değil, değişik koşullarda ve başka açılardan baktığında görebileceği özellikleriyle de gösterebilmekti. Sonuçta geleneksel sanat anlayışının tüm kuralları altüst oldu. Biçimler ve derinlik duygusu yalnızca renklerle belirlendi. Sözgelimi, kırmızımsı kahverengi gibi sıcak renkler yakını; mavi, yeşil, gri gibi soğuk renkler ise uzağı belirtmekte kullanıldı. Kübist ressamlar çeşitli insan figürleri ve portreler yaptılar. Natürmortlarında (ölüdoğa) ise en çok gitar, keman, arp gibi çalgılara, resim paleti ve sürahi gibi çevrelerinde gördükleri her türlü nesneye yer verdiler.

Nesnelerin birbirinden kopuk kopuk ya da iç içe geçmiş gibi durduğu bu resimler daha çok çözülmesi güç bir bilmeceye benziyordu. Picasso’nun Avignonlu Kızlar’ı (1907) ile Braque’ın Çıplak (1907) adlı yapıtı yeni başlayan bir akımın ilk habercisiydi. Kübizm’in en güçlü temsilcileri olan bu iki sanatçı aynı apartmanda oturuyordu. Kişilikleri çok farklı olmakla birlikte, zamanla ilişkileri güçlü bir dostluğa dönüştü. Resimlerini genellikle model kullanmadan yapar, sonra da resimler üzerinde saatlerce tartışırlardı.

Kübizm Akımı çözümsel (analitik) ve bireşimsel (sentetik) olarak iki evrede gelişti. Akımın 1912’ye kadar süren ilk evresinde 1900’lerde Paris’te bir sergi açan Fransız ressam Paul Cézanne’ın Yıkananlar (1898-1905) adlı yapıtından esinlenen ressamlar konu aldıkları nesnelerin değişik açılardan elde edilen görüntülerini küçük yüzeyler biçiminde yan yana getirerek çizmeye başladılar.

Picasso’nun Avignonlu Kızlar adlı yapıtındaki kızların yüzleri Afrika Yerlileri’nin yaptığı maskelere benziyordu. Arkadaşları ilk gördüklerinde hiç sevmedikleri bu resmi şiddetle eleştirdiler. Bunun üzerine Picasso da resmi yarım bıraktı ve resim yıllarca bir kenarda kaldı. Oysa Kübist resim anlayışının ilk örneği olan bu resim sonradan birçok sanatçıya esin kaynağı olacaktı.

Bireşimsel Kübizm döneminde resimlere gazete kesikleri, kibrit kutusu, zincir gibi gerçek nesnelerin yapıştırılmasıyla oluşan kolaj tekniği kullanıldı. Sözgelimi Picasso Bambu Sandalyeli Natürmort’u (1912) yaparken tuvalin üzerinde gazete, pipo, bardak gibi nesneler, Braque ise Pipolu Adam’da (1912) kalem ve duvar kağıdı kullandı.

Kübizm resim sanatındaki kadar olmasa da heykel ve mimarlıkta da etkili oldu. Heykelde Kübist anlayışın ilk örnekleri Picasso’nun kağıt, teneke ve tahta parçalarını birleştirerek asamblaj (birleştirme) tekniğiyle oluşturduğu heykellerdir. Kübizm’i benimseyen başlıca heykelciler Jacques Lipchiitz ve Alexander Archipenko’ydu.

I.Dünya Savaşı başlayınca Kübist ressamlar dağıldı. Sonradan yeniden bir araya geldilerse de eskisi kadar etkili olamadılar. Ama Kübizm Akımı daha sonraki yıllarda Fransa’da Robert Delaunay önderliğinde Orfizm, İtalya’da resim alanında Carlo Carra’nın başlattığı Gelecekçilik (Fütürizm), Rusya’da Kazimir Maleviç önderliğinde Kübik Gelecekçilik (Kübo-Fütürizm) ve  İngiltere’de Wyndham Lewis’in başını çektiği Vortisizm gibi öncü akımların gelişmesine yol açtı.

Mimarlıkta ise Le Corbusier’nin yaptığı konut tasarımları Kübizm Akımı’nın etkilerini yansıtıyordu. Sanat tarihinde bir devrim yarat Kübizm Akımı grafik sanatlardan dekoratif sanatlara kadar birçok alanda etkili oldu.

 

Görsel1: Avignonlu Kızlar, Pablo Picasso (1907)

John Locke [1632-1704]

john locke

john locke

John Locke [1632-1704]

Bilgi kuramı ve siyaset felsefesi alanındaki düşünceleriyle tanınan İngiliz düşünürü John Locke, Somerset’deki Weington’da doğdu. Felsefe öğrenimi gördüğü Oxford Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini 1658’de tamamladı. Daha sonra aynı okula öğretmen olarak atandı. Bu arada, başta tıp olmak üzere deneysel bilimlerle ilgilendi ve yurtdışında diplomatik görevde bulundu.

1667’den başlayarak, daha sonra Shaftesbury kontu olan Lord Ashley’in doktorluğunu ve genel danışmanlığını yaptı. Siyaset ve din alanında reform taraflısı olan Lord Ashley ile aynı düşünceleri paylaşıyordu.

Bir ara Fransa’da da bulunan Locke, geri döndüğünde İngiltere’de oldukça karışık bir siyasal ortamla karşılaştı. Yakın ilişkide olduğu Shaftesbury kontu, Kral II. James’e karşı yürütülen muhalefetin başında yer alıyordu. Shaftesbury ile ilişkisi nedeniyle izlenen Locke, 1983’te Hollanda’ya sürgüne gitmek zorunda kaldı. II. James’in tahttan indirilmesi ve yerine II. William’ın geçmesiyle sonuçlanan 1688 Devrimi’ne kadar beş yıl burada yaşadı. 1689’da ülkesine döndükten sonra doğrudan siyasete katılmadı, ama parlamentodaki dostlarına danışmanlık yapmayı sürdürdü.

Aydınlanma Çağı’nın öncülerinden olan John Locke, bilginin kaynağının deneyde ve duyumda olduğunu öne sürer. Bilgi alanındaki düşünmcelerini topladığı “An Essay Conceming Human Understanding “(1690; “İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme”) adlı yapıtında, insanın zihninde hazır kavram ve düşüncelerle doğmadığını, tersine yeni doğan bir çocuğun zihninin boş bir kağıda benzediğini söyler. Doğuştan insanda var olan, yalnızca anlama yetisidir. İnsan beş duyusu aracılığıyla edindiği deneyimlerle anlar ve bu deneyimler belleğine yerleştikçe yavaş yavaş öğrenir.

Locke, siyaset ve yönetime ilişkin düşüncelerini Two Treatises of Government (1690; “Yönetim Üzerine İki İnceleme”) adlı yapıtında anlatmıştır. Toplum yapısı ve siyaset konusundaki düşünceleri liberalizm ve bireycilikten temellenir. Mutlak krallığa karşı anayasal krallığı savunan Locke, yönetimin bireyin hak ve özgürlüklerini korumak için var olduğunu ileri sürer. Yönetimin görevi hükmetmek değil, insanın yaşama ve özgürlük haklarından başka, doğal bir hak olarak gördüğü mülkiyet hakkını güvenceye almak; yasalar, yargıçlar ve kolluk kuvvetleriyle korumaktır.

Locke, yakın dostu Edward Clarke’a Hollanda’dan, çocuklarının eğitimi konusundaki önerilerini içeren mektuplar yazmıştı. 1893’te yayımlanan Some Thoughts Concerning Education ’ın (“Eğitim Üzerine Bazı Düşünceler”) temelini bu mektuplarda öne sürülen düşünceler oluşturur. Locke’a göre küçük çocukların duygularını açıklamalarına engel olunmalı, kişiliklerinin geliştirilmesine, derslerden daha çok önem verilmelidir. Ana babalar çocuklara iyi örnek olmalı, onlara ilgi göstermelidir. Beden eğitimi, oyun ve uykunun önemi göz ardı edilmemelidir.

Laikliğe inanan Locke, dünya ve din işlerinin birbirinden kesinlikle ayrılmasından yanaydı. Hoşgörünün dinsel alanda da gerekliliğini savundu. Bu düşünceleriyle özellikle İngilizler ve Amerika kolonicileri üzerinde etkili olan Locke, 1688 İngiliz Devrimi ile ABD Anayasası’nın hazırlanışına ışık tutan önemli kuramcılar arasındadır.

John Locke [1632-1704]

Bilgi kuramı ve siyaset felsefesi alanındaki düşünceleriyle tanınan İngiliz düşünürü John Locke, Somerset’deki Weington’da doğdu. Felsefe öğrenimi gördüğü Oxford Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini 1658’de tamamladı. Daha sonra aynı okula öğretmen olarak atandı. Bu arada, başta tıp olmak üzere deneysel bilimlerle ilgilendi ve yurtdışında diplomatik görevde bulundu.

1667’den başlayarak, daha sonra Shaftesbury kontu olan Lord Ashley’in doktorluğunu ve genel danışmanlığını yaptı. Siyaset ve din alanında reform taraflısı olan Lord Ashley ile aynı düşünceleri paylaşıyordu.

Bir ara Fransa’da da bulunan Locke, geri döndüğünde İngiltere’de oldukça karışık bir siyasal ortamla karşılaştı. Yakın ilişkide olduğu Shaftesbury kontu, Kral II. James’e karşı yürütülen muhalefetin başında yer alıyordu. Shaftesbury ile ilişkisi nedeniyle izlenen Locke, 1983’te Hollanda’ya sürgüne gitmek zorunda kaldı. II. James’in tahttan indirilmesi ve yerine II. William’ın geçmesiyle sonuçlanan 1688 Devrimi’ne kadar beş yıl burada yaşadı. 1689’da ülkesine döndükten sonra doğrudan siyasete katılmadı, ama parlamentodaki dostlarına danışmanlık yapmayı sürdürdü.

Aydınlanma Çağı’nın öncülerinden olan John Locke, bilginin kaynağının deneyde ve duyumda olduğunu öne sürer. Bilgi alanındaki düşünmcelerini topladığı “An Essay Conceming Human Understanding “(1690; “İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme”) adlı yapıtında, insanın zihninde hazır kavram ve düşüncelerle doğmadığını, tersine yeni doğan bir çocuğun zihninin boş bir kağıda benzediğini söyler. Doğuştan insanda var olan, yalnızca anlama yetisidir. İnsan beş duyusu aracılığıyla edindiği deneyimlerle anlar ve bu deneyimler belleğine yerleştikçe yavaş yavaş öğrenir.

Locke, siyaset ve yönetime ilişkin düşüncelerini Two Treatises of Government (1690; “Yönetim Üzerine İki İnceleme”) adlı yapıtında anlatmıştır. Toplum yapısı ve siyaset konusundaki düşünceleri liberalizm ve bireycilikten temellenir. Mutlak krallığa karşı anayasal krallığı savunan Locke, yönetimin bireyin hak ve özgürlüklerini korumak için var olduğunu ileri sürer. Yönetimin görevi hükmetmek değil, insanın yaşama ve özgürlük haklarından başka, doğal bir hak olarak gördüğü mülkiyet hakkını güvenceye almak; yasalar, yargıçlar ve kolluk kuvvetleriyle korumaktır.

Locke, yakın dostu Edward Clarke’a Hollanda’dan, çocuklarının eğitimi konusundaki önerilerini içeren mektuplar yazmıştı. 1893’te yayımlanan Some Thoughts Concerning Education ’ın (“Eğitim Üzerine Bazı Düşünceler”) temelini bu mektuplarda öne sürülen düşünceler oluşturur. Locke’a göre küçük çocukların duygularını açıklamalarına engel olunmalı, kişiliklerinin geliştirilmesine, derslerden daha çok önem verilmelidir. Ana babalar çocuklara iyi örnek olmalı, onlara ilgi göstermelidir. Beden eğitimi, oyun ve uykunun önemi göz ardı edilmemelidir.

Laikliğe inanan Locke, dünya ve din işlerinin birbirinden kesinlikle ayrılmasından yanaydı. Hoşgörünün dinsel alanda da gerekliliğini savundu. Bu düşünceleriyle özellikle İngilizler ve Amerika kolonicileri üzerinde etkili olan Locke, 1688 İngiliz Devrimi ile ABD Anayasası’nın hazırlanışına ışık tutan önemli kuramcılar arasındadır.

John Locke [1632-1704]

Bilgi kuramı ve siyaset felsefesi alanındaki düşünceleriyle tanınan İngiliz düşünürü John Locke, Somerset’deki Weington’da doğdu. Felsefe öğrenimi gördüğü Oxford Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini 1658’de tamamladı. Daha sonra aynı okula öğretmen olarak atandı. Bu arada, başta tıp olmak üzere deneysel bilimlerle ilgilendi ve yurtdışında diplomatik görevde bulundu.

1667’den başlayarak, daha sonra Shaftesbury kontu olan Lord Ashley’in doktorluğunu ve genel danışmanlığını yaptı. Siyaset ve din alanında reform taraflısı olan Lord Ashley ile aynı düşünceleri paylaşıyordu.

Bir ara Fransa’da da bulunan Locke, geri döndüğünde İngiltere’de oldukça karışık bir siyasal ortamla karşılaştı. Yakın ilişkide olduğu Shaftesbury kontu, Kral II. James’e karşı yürütülen muhalefetin başında yer alıyordu. Shaftesbury ile ilişkisi nedeniyle izlenen Locke, 1983’te Hollanda’ya sürgüne gitmek zorunda kaldı. II. James’in tahttan indirilmesi ve yerine II. William’ın geçmesiyle sonuçlanan 1688 Devrimi’ne kadar beş yıl burada yaşadı. 1689’da ülkesine döndükten sonra doğrudan siyasete katılmadı, ama parlamentodaki dostlarına danışmanlık yapmayı sürdürdü.

Aydınlanma Çağı’nın öncülerinden olan John Locke, bilginin kaynağının deneyde ve duyumda olduğunu öne sürer. Bilgi alanındaki düşünmcelerini topladığı “An Essay Conceming Human Understanding “(1690; “İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme”) adlı yapıtında, insanın zihninde hazır kavram ve düşüncelerle doğmadığını, tersine yeni doğan bir çocuğun zihninin boş bir kağıda benzediğini söyler. Doğuştan insanda var olan, yalnızca anlama yetisidir. İnsan beş duyusu aracılığıyla edindiği deneyimlerle anlar ve bu deneyimler belleğine yerleştikçe yavaş yavaş öğrenir.

Locke, siyaset ve yönetime ilişkin düşüncelerini Two Treatises of Government (1690; “Yönetim Üzerine İki İnceleme”) adlı yapıtında anlatmıştır. Toplum yapısı ve siyaset konusundaki düşünceleri liberalizm ve bireycilikten temellenir. Mutlak krallığa karşı anayasal krallığı savunan Locke, yönetimin bireyin hak ve özgürlüklerini korumak için var olduğunu ileri sürer. Yönetimin görevi hükmetmek değil, insanın yaşama ve özgürlük haklarından başka, doğal bir hak olarak gördüğü mülkiyet hakkını güvenceye almak; yasalar, yargıçlar ve kolluk kuvvetleriyle korumaktır.

Locke, yakın dostu Edward Clarke’a Hollanda’dan, çocuklarının eğitimi konusundaki önerilerini içeren mektuplar yazmıştı. 1893’te yayımlanan Some Thoughts Concerning Education ’ın (“Eğitim Üzerine Bazı Düşünceler”) temelini bu mektuplarda öne sürülen düşünceler oluşturur. Locke’a göre küçük çocukların duygularını açıklamalarına engel olunmalı, kişiliklerinin geliştirilmesine, derslerden daha çok önem verilmelidir. Ana babalar çocuklara iyi örnek olmalı, onlara ilgi göstermelidir. Beden eğitimi, oyun ve uykunun önemi göz ardı edilmemelidir.

Laikliğe inanan Locke, dünya ve din işlerinin birbirinden kesinlikle ayrılmasından yanaydı. Hoşgörünün dinsel alanda da gerekliliğini savundu. Bu düşünceleriyle özellikle İngilizler ve Amerika kolonicileri üzerinde etkili olan Locke, 1688 İngiliz Devrimi ile ABD Anayasası’nın hazırlanışına ışık tutan önemli kuramcılar arasındadır.

Bilgi kuramı ve siyaset felsefesi alanındaki düşünceleriyle tanınan İngiliz düşünürü John Locke, Somerset’deki Weington’da doğdu. Felsefe öğrenimi gördüğü Oxford Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini 1658’de tamamladı. Daha sonra aynı okula öğretmen olarak atandı. Bu arada, başta tıp olmak üzere deneysel bilimlerle ilgilendi ve yurtdışında diplomatik görevde bulundu.

1667’den başlayarak, daha sonra Shaftesbury kontu olan Lord Ashley’in doktorluğunu ve genel danışmanlığını yaptı. Siyaset ve din alanında reform taraflısı olan Lord Ashley ile aynı düşünceleri paylaşıyordu.

Bir ara Fransa’da da bulunan Locke, geri döndüğünde İngiltere’de oldukça karışık bir siyasal ortamla karşılaştı. Yakın ilişkide olduğu Shaftesbury kontu, Kral II. James’e karşı yürütülen muhalefetin başında yer alıyordu. Shaftesbury ile ilişkisi nedeniyle izlenen Locke, 1983’te Hollanda’ya sürgüne gitmek zorunda kaldı. II. James’in tahttan indirilmesi ve yerine II. William’ın geçmesiyle sonuçlanan 1688 Devrimi’ne kadar beş yıl burada yaşadı. 1689’da ülkesine döndükten sonra doğrudan siyasete katılmadı, ama parlamentodaki dostlarına danışmanlık yapmayı sürdürdü.

Aydınlanma Çağı’nın öncülerinden olan John Locke, bilginin kaynağının deneyde ve duyumda olduğunu öne sürer. Bilgi alanındaki düşünmcelerini topladığı “An Essay Conceming Human Understanding “(1690; “İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme”) adlı yapıtında, insanın zihninde hazır kavram ve düşüncelerle doğmadığını, tersine yeni doğan bir çocuğun zihninin boş bir kağıda benzediğini söyler. Doğuştan insanda var olan, yalnızca anlama yetisidir. İnsan beş duyusu aracılığıyla edindiği deneyimlerle anlar ve bu deneyimler belleğine yerleştikçe yavaş yavaş öğrenir.

Locke, siyaset ve yönetime ilişkin düşüncelerini Two Treatises of Government (1690; “Yönetim Üzerine İki İnceleme”) adlı yapıtında anlatmıştır. Toplum yapısı ve siyaset konusundaki düşünceleri liberalizm ve bireycilikten temellenir. Mutlak krallığa karşı anayasal krallığı savunan Locke, yönetimin bireyin hak ve özgürlüklerini korumak için var olduğunu ileri sürer. Yönetimin görevi hükmetmek değil, insanın yaşama ve özgürlük haklarından başka, doğal bir hak olarak gördüğü mülkiyet hakkını güvenceye almak; yasalar, yargıçlar ve kolluk kuvvetleriyle korumaktır.

Locke, yakın dostu Edward Clarke’a Hollanda’dan, çocuklarının eğitimi konusundaki önerilerini içeren mektuplar yazmıştı. 1893’te yayımlanan Some Thoughts Concerning Education ’ın (“Eğitim Üzerine Bazı Düşünceler”) temelini bu mektuplarda öne sürülen düşünceler oluşturur. Locke’a göre küçük çocukların duygularını açıklamalarına engel olunmalı, kişiliklerinin geliştirilmesine, derslerden daha çok önem verilmelidir. Ana babalar çocuklara iyi örnek olmalı, onlara ilgi göstermelidir. Beden eğitimi, oyun ve uykunun önemi göz ardı edilmemelidir.

Laikliğe inanan Locke, dünya ve din işlerinin birbirinden kesinlikle ayrılmasından yanaydı. Hoşgörünün dinsel alanda da gerekliliğini savundu. Bu düşünceleriyle özellikle İngilizler ve Amerika kolonicileri üzerinde etkili olan Locke, 1688 İngiliz Devrimi ile ABD Anayasası’nın hazırlanışına ışık tutan önemli kuramcılar arasındadır.

Google Drive Hakkında İnceleme

Birçoğumuz bilgisayarında problemler ile karşılaşabiliyor. Bir anda bilgisayarımız elimizde olmadan çöküyor. İşte bu gibi durumlar bize yardımcı olacak bir kaç uygulama mevcut. Bulut teknoloji bu işe koşuyor. Peki hangisini kullanmalıyız ? Google Drive, One Drive, DropBox… Bunlardan hangisini kullanmalı ?

Yukarıda yazdığım popüler olanları. Bunun dışında ülkemizde yeni çıkmış olan Vestel Cloud’da mevcut. Yani karar sizin. Ben Google Drive’ı kullanıyorum. Çünkü hem maillerimi kontrol edebiliyorum, hem blog açabiliyorum ve daha fazla google ürününü bir gmail hesabı ile kullanabiliyorum. Avantajlı olduğunu düşünüyorum.

Google Drive Boyutu

Google her kullanıcı için 15 gb kullanım hakkı veriyor. Aşağıda benim kullanımım ile ilgili resim bulunmakta bakabilirsiniz. Günde spam mailler dışında 15 e yakın mail aldığım düşünülürse maillerimin çok yer kapması normal.

google-drive-hakkinda-inceleme

google-drive-hakkinda-inceleme

Programlama Hocam’da kullandığım ve kullanacağım dosyalarımı da burada saklıyorum. Geçen sene siteye yükleyeceğim örnekler bilgisayarım çökünce kurtarması çok uzun sürmüştü. Çok büyük zahmetlere girmiş ve site 1 aya yakın programlama örneksiz kalmıştı 🙂

Google Drive kullanmak istiyorsunuz fakat bu alanın size yetmeyeceği düşünürseniz belli bir ücret karşılığında alan boyutunu arttırabilirsiniz.

google-drive-ucreti

google-drive-ucreti

Fiyatları yukarıda görebilirsiniz. şöyle bir düşününce hostinge yıllık verdiğim paraya değmez dedim. Keşke Google böyle bir servis çıkartsa 🙂

Nasıl Yüklenir ?

Google Drive ve diğer depolama sitelerinde dosyalarınızı yüklemek tahmin ettiğinizden çok daha basittir. Sürükle-Bırak mantığı vardır. İstediğiniz klasörü siteye bırakarak depolama yapılır. Ya da site içerisindeki Yeni butonuna tıklayınca da içerisine veri atabilirsiniz.

Yukarıda ilk başta sıraladığım depolama siteleri hakkında da çok yakında sizleri bilgilendirme yazıları yazacağım.

Yazımız hakkındaki yorumlarınız bekliyoruz arkadaşlar. Bilişim ile kalın !

İçerik Bulutu Nedir ?

icerik-bulutu-nedir

icerik-bulutu-nedir

İçerik Bulutu adından da anlaşıldığı üzere içerik ile ilgilenen bir site. Peki bu seti neler yapar ? Diğerlerinden farkı nedir ?

İçerik Bulutunda ihtiyacınız olan içerik ile ilgili özellikleri, maddi değeri, anahtar kelimeleri belirtirsiniz. Bunun sonucunda sitedeki yazarlar tarafından üretilen içerik Seo uyumluluk kontrolünden geçerek Uzman Editör Kontorlüne bırakılır. En sonunda ise onay işlemi ve bunu akabinde içeriğin kullanılması bulunur.

Peki bunu dışında neler var ?

Sitede bunun dışında yazar olarak üye olabileceğiniz bir kısım var. Fakat şöyle bir durum var ki bu siteye yazar olmak için bir davetiyeniz olması gerek. Hali hazırda bir davetiyeniz yoksa üzülmenize gerek yok 🙂 Site de Davetiye iste kısmına tıklayarak kendinizi anlatan bir yazı ile davetiyenizi kendiniz kazanabilirsiniz.

Site daveti aldıktan sonra üyeliği yapabiliyorsunuz. Üyelikten sonrada basit bir aktivasyon işlemi var. Sitede üye olurken diğer kullanıcıların ve içerik talep eden kişilerin sizlerin görmesini istediğiniz bir isim belirleyebilirsiniz. Bu özelliği çok beğendim.

Bu işlemlerin hepsinin ardından siteye giriş yapıp profilinizi doldurabilirisiniz. Profilinizi doldurmadan işlem yapamıyorsunuz. Sosyal hesaplarınız girmeniz gerekmekte. Ben burada sürekli kullandığım google+ hesabımı ekledim.

Site hakkında çok daha detaylı bilgiyi profilinizi tamamladıktan sonra karşınıza çıkacak olan İçerik Yazma Ekranından öğrenebilirsiniz.

Sitenin tasarımını çok beğendim. Kullanışlı bir site. Kendimde bizzat üye oldum ve denedim. Belki ilerleyen günlerde bir makale yazıp siteye ekleyebilirim. Yada kendim için satın alabilirim. Umarım bu yazımızda yararımız dokunmuştur.

Yazımı hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum.

Uzaktan Eğitim Nedir ?

uzaktan-egitim-nedir

uzaktan-egitim-nedir

İnternet teknolojileri son 15 yılda sürekli gelişerek insanoğlunun birçok alanda ihtiyacını karşılamayı sağladı. Bu alanlardan birisi ise eğitim.
Uzaktan Eğitim alanına yapılan yatırımlar her geçen yıl artmaktadır. 2000 yılında A.B.D. E- öğrenme pazar fiyatı 15 milyar $ dır. İlk uygulandığı zamanlarda bilişim teknolojilerinde kullanılan uzaktan eğitim günümüzde finans sektöründe, öğretmen eğitiminde, sanat eğitiminde, meslek eğitiminde vs gibi alanlarda kullanılmaktadır.

Ülkemizde ise Andolu Üniversitesi uzaktan eğitim denildiğinde akıllara gelen üniversitelerdendir. Anadolu Üniversitesinin Açıköğretim Fakültesinin öğrenci sayısı 1.350.000 dir.

Uzaktan eğitim sayesinde ekonomik sorunlardan kurturulur ve öğrenci yetenekleri ön plana çıkartılır. Uzaktan eğitim ile fırsat eşitsizliği en aza indirgenir. Eğitim maliyeti azalır. Eğitimde bireyin nitelikleri artar. Zengin bir öğrenme ortamı ile bireysel öğrenme ortamını sağlar.

Günümüzde çok ilginç alanlarda uzaktan eğitim kullanılmaktadır. İnsanlar artık vücutlarını geliştirmek için spor salonlara gitmeden önce nasıl egzersizler yapacaklarını online olarak spor hocalarından eğitim alarak öğreniyorlar. Bunun dışında iş alanları ile ilgilide bir çok eğitimler ve hatta doktora programları dahi mevcut. Online doktora programı hakkında daha fazla bilgi almak için tıklayınız

Ülkemizdeki bir çok kurum ve 60 dan fazla üniversite uzaktan eğitimden yararlanmaktadır. Lise ve orta öğretim kurumlarında sınavlara hazırlanmak isteyen öğrenciler için uzaktan eğitim temelli web siteleri mevcut. Belkide internetin bizlere kazandırdığı en büyük nimetlerinden biri uzaktan eğitim olabilir. Yıllardır değişen kuramlar ile karşılaştık fakat günümüze kadar öğretmen ve öğrenci hep bir sınıf içerisinde toplanmak zorundaydı. Uzaktan Eğitim işte klasik öğretmen öğrenci ve ders ortamı kavramını yeniden şekillendiriyor.

Uzaktan eğitim sayesinde insanlar istedikleri zaman yani öğrenmeye hazır oldukları zaman öğrenimlerini gerçekleştirebilecekler.

Aşağıda yararlanabileceğiniz bazı linkler mevcut arkadaşlar. Bu sistemleri inceleyip uzaktan eğitimin nasıl bir alana yayıldığını ve nasıl kullanıldığını daha iyi anlayabilirsiniz.

link1: http://www.uzaktanegitim.gen.tr/

link2: http://campusiumpro.com/

Uzaktan eğitimin nasıl işlediği konusunda aklınıza takılan sorular var ise üniversitelerin uzaktan eğitim ile ilgili alanlarını takip edebilirsiniz. Yada her üniversitenin kendine ait uzaktan eğitim web sitelerini ziyarete edebilirsiniz.

Büyüteç Nasıl Bir Cisimdir ?

buyutec-nasil-bir-cisimdir

buyutec-nasil-bir-cisimdir

Cisimleri büyüten yakınsak mercek. Yazı büyüteci, yazıları incelemeye yarayan büyük çaplı büyüteç.

Tekst. İplik büyüteci, kare biçiminde delik açılmış bir diske metal iki dikmeyle uygun uzaklıkta bağlanmış bir büyüteçten oluşan ve bir kumaşın, bir motifin ayrıntısını incelemeye yarayan aygıt.

Ansikl. Pot. Büyüteç temelde, f odak uzaklığı küçük, yakınsak bir L merceğinden oluşur; cismi daha büyük bir açı altında, yani yaklaşmış gibi görmeyi sağlar. Bu amaca ulaşmak için, küçük AB cismini mercekle odaklarından biri arasınayerleştirmek gerekir. Bu koşullarda gerçek görüntü yoktur; ama, merceğin diğer yanından bakan gözlemci, büyütülmüş gizil A’C’ görüntüsünü algılar.

Birim uzunluktaki bir cismin görüntüsünü veren açıya bir merceğin güvü denir. Göz, diğer F’ odağında yer alırsa bu açının radyan olarak değeri 1/f’dir. Güç, yakınsamaya eşittir. Göz hiçbir zaman odaktan çok uzakta değildir ve gözün konumu ne olursa olsun 1/f bağıntısı gücü belirtir. F metre cinsinden alınırsa, güç diyoptri olarak değerlendirilir. Nitekim, odak uzaklığı 5 cm olan bir büyütecin gücü 20 diyoptridir. Görüntünün büyüteçle ve cismin çıplak gözle, en iyi koşullarda görüldüğü açıların oranına “büyütme” adı verilir. Ticari büyütme büyütecin gücüyle gözün en küçük seçik görme uzaklığının çarpımıdır.

Çift göz mercekli büyüteç iki özdeş borudan oluşur; bunların göz mercekleri her iki gözün gözbebekleri arasındaki uzaklığa eşit uzaklıkta (ayarlanabilir) yer alır ve bu göz merceklerinin optik eksenleri, gözlenecek cismin konduğui saydam olmayan, siyah ya da ve yaz bir tabla düzeyinde çakışır. Bu büyüteç türü, belli ölçüde kabartılı küçük cisimleri, az bir büyütmeyle gözlemeye elverişlidir; büyüteç bu kabartıyı eksiksiz verir.

Yazımız hakkındaki düşüncelerinizi bekliyorum. İyi bloglar.

Google Analytics Nasıl Kullanılır ? Bölüm 2 : Aktif Kullanılan Pencereler

google-analytics

google-analytics

Google Analytics ile ilgili yazı dizimizin ikinci bölümüne hoşgeldiniz. Arkadaşlar bu yazımızda sizlere en çok karşılacağınız pencerelerden biri olan genel bakış penceresinden bahsedeciğiz. Sol tarafta görmüş olduğunuz bütün özelliklerin ne amaca hizmet ettiğini sizlere detaylıca anlatacağız.

  1. Oturum

Oturum oranı ile kullanıcılar arasında fark vardır. Oturum hesaplanırken farkı bir sistem kullanılmaktadır. Şöyle ki anasayfanıza girmiş kullanıcı hakkınızda sayfanıza gittiğinde anasayfanız 1 giriş, 1 ziyaretçi ve bir sayfa görüntülenmesi almış olur. Fakat ansayfadan hakkınızda sayfasına gidildiğinde hakkınızda sayfanız sadece 1 sayfa görüntülemesi elde eder. Oturum giriş yapan kullanıcı olarak da düşünebilirsiniz.

google-analytics-nasil-kullanilir

google-analytics-nasil-kullanilir

 2.Kullanıcılar

Sitenizi ziyaret eden tekil kişilerin listelendiği kısımdır. Buradaki değerin artması demek çok ziyaretçi geldiğinin göstergesidir. Web siteleri için çok önemli bir durumdur. Bir çok web sitesi tekil ziyaretçi attırmak için hileye başvuruyor. Sizler bunu yapmayın. Bunun ceremesini ileride çekebilirsiniz.

 3.Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu özellik sayesinde sitenize giriş yapan kullanıcıların kaç sayfayı ziyaret ettiğini görebiliyorsunuz. Bu değerin arttarması demek sitenizde iç linklerin iyi verildiğini ve kullanıcıların sitenizin içerisinde gezmekten keyif aldıklarını anlayabilirsiniz. Bu özelliği arttırmak için yazıların içerisine sitenizdeki diğer alanlar ile ilgili anlamlı linkler vermeniz gerek. Alexa hakkında bir yazıda alexa’da değer nasıl attırılır ile yazımıza gitmek için tıklayınız. şeklinde yazarak tıklayarak yazısına link vererek dieğr yazınıza göndermeniz çok yararlı olacaktır.

 4.Sayfa/Oturum

Zitenize gelen ziyaretçiler ile sayfalar arasındaki gezmeleri arasındaki oranı belirtir. Bu oranın arttması için sitenizin tasarımını iyi belirlemeniz gerekir.

 5.Ortalama Oturum Süresi

Ortalama Oturum Süresi kullanıcıların web sitenizin içerisinde ne kadar süre geçirdiklerinin ortalama süresini tutar. Bu değer sosyal paylaşım sitelerinde 45 dakikayı bulmaktadır. Sitenizin iyi olduğunun göstergelerinden biridir. Bizce sitenize gelen tekil ziyaretçi kadar önemlidir. Çünkü bu eğer 1 dakikanın altına düştüğünde web sitenizin bir spam sitesi gibi göründüğünün göstergesidir. Arama motorlarıda bu konuda böyle düşünebilir.

 6.Hemen Çıkma Oranı

Web sitenize gelen kullanıcıların sitenizden hemen çıkması demek sitenizin geç yüklenmesine, hatalı olduğuna ve ya spam bir site olduğunun göstergesi olabilir. Bizler olabildiğince bu değeri düşürmeliyiz. Resimdeki istatistikler genel istatistikliklerimiz olduğu için böyle gözükmekte. Web sitemizde bu oran şu anda %0,90 oranında. Bunun için yapmanız gerekenleri ayrı bir yazıda ele alacağız. Ama özellikle kullanıcıyı yazınız ile sıkmamanızı öneririz.

 7.Yeni Oturumların Yüzdesi

Bu değeride arttırmamız gerek. Çünkü web sitemizin her geçen gün gelişip daha çok ve yeni kitlelere sahip olması gerek. Bu özellik gelen ziyaretçilerin ilk kez mi yoksa daha önceden ziyaret edip etmediklerini gösteriyor. Çok çalışıp kaliteli içerik üretmeniz şart !

En solaki tabloda ise bizleri Yeni Oturumların Yüzdesi grafiği karşılıyor. Bu grafiği incelemenizi ve yapacağınız çalışmalarda kullanmanınız tavsiye ediyorum.

En yukarıdaki mavi istatistik ise yukarıdaki alttaki verilerin belli zaman aralıklarındaki ististiklerini yansıtıyor.

Yazımızı okuyup beğendi iseniz yorumlarınızı bekliyoruz.