"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Genel

Müslüman Birey Ne Kadar Özgürdür?

Özgür biri değilim. Çünkü özgürlüğün sınırlarının ne olduğundan henüz emin değilim. Aslında özgürlüğün de ne olduğundan pek emin değilim. Bu yazıda bu soruya cevap bulmaya çalışacağım.

Ben şahsen özgür olmak yerine dikkatli olmaya çalışıyorum. Bu konuda bir istisnam var; düşünce. Düşüncede özgürüm, çünkü bu kimseye somut bir şekilde zarar vermiyor. Bir de düşüncemde özgür oluşum, zihin dünyamda dini koşullara pek yer vermememden kaynaklı. Zihin dünyamın sekürler olduğunu söylemem biraz zıt bir anlam ve mantık hatası teşkil eder mi bilmem. Bana göre kurallar her zaman iyidir. Disiplin özgürlüğe engel değildir. Ben multidisipliner olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nde çok verimli zamanlar geçirdim. İnsanların disiplinli ve belirli kurallar dahilinde yaşaması, özgür yaşamasından daha iyi olabilir mi?

Ben Buradayım Sevgili Okuyucum Sen Neredesin Acaba*

Foto Bilgisi:
“Canım insanlar! sonunda bana bunu da yaptınız.”/Oğuz Atay’ın el yazısıyla günlüğü
(25 Nisan 1970)

 

Kimsenin beni okumadığını biliyorum. Çoğu ülke insanının aslında kimseyi okumadığını ayrıca biliyorum. Okuyan insanların dahi, tam anlamıyla okumadığını da biliyorum. Üstelik ne yazık ki, hakiki okuma eyleminin küçük ve elit bir zümrenin elinde olduğunu dahi biliyorum. Şimdi sorulacak soru, tüm bu bilinenler ışığında ben neredeyim?

Okumak da bazen günahtır. Evet, bu çok okuyanların cür’et edebileceği bir cümle. Hasan Ali Toptaş okumanın günah ya da boş olduğunu düşünemezsiniz. Bu çok aptalca olabilir. Ama insanın öncelikleri vardır ve bu önceliklerimiz içerisinde Hasan Ali Toptaş kaçıncı sırada?

Ali Bulaç’ın “ne okumalı” diye bir dört yıllık bir okuma listesi var. (Liste için tıklayınız.) Bu okuma listesi epey yorucu ve sabır gerektiren bir süreç. Yılların peşi sıra gittiğini düşündüğümüzde dört yıl kısa bir süre. Üstelik bu süreci bireysel bir üniversite gibi düşünün. Ben listeyi sağlıklı buluyorum. Ama söz konusu Ali Bulaç. Şu an hapiste. Kendisine ne kadar güvenebiliriz bilemem. (Bu son cümle ülkenin düşünce seviyesinin henüz olgunlaşmaması üzerine, mecburen sarf edilmiştir.)

Düşünce deryasına, küçük bir sal ile yolculuğa çıktığımdan beri, ukalalıktan ve peşin hükümlülükten vazgeçtim. İnsanların beni zorla değil, zamanla anlamasını umut ediyorum. Zaaflarım var bunu biliyorum ama genel anlamda sakin olmaya, olup bitenleri gerçekten anlama çalışıyorum. Geri kalan zamanlarımda ise okuyorum. Baba olduktan sonra, okuma meşguliyeti benim için daha başka bir anlam ve boyut kazandı. Kütüphaneme kızımın okumasını istediğim kitapları kazandırıyorum. Yarın nasip olursa, kızımın tüm yazdıklarımı okumasını isterim. Hayır sandığınız gibi değil. Bir şeyler öğrenmesi için değil, beni anlaması için.

Leküm Diniküm Veliyedin*

Ülke insanı ideolojik anlamda pek samimi olamıyor. Hepiniz gerçekleri kendi ideolojik penceremizden bakıp, orada ne gördüysek onu söylüyoruz. Samimi olanlarımız çok az. Bu gündem belirleyen insanlarda da sıklıkla görülüyor.

Antikemalist olmadığım gibi kemalist de olmadım. Osmanlı padişahlarına cennetmekan ifadelerinden çekindim ama tarihte şanlı yerini kabul de ettim. Bu birbirine iki zıt kavramlar gibi görünebilir. Ama ben böyle düşünüyorum. Benim için doğru ya da yanlışın ölçütü haliyle Kuran’dır. Kuran her şeyi yazmasa bile insanların, şu iki günlük hayatta hadlerinden bahseder. Yani “masum bir insanı öldürmeyeceksin” ayeti bir ölçüttür. Osmanlı’ya “kardeş katli” hususunda yöneltilen eleştirilerde, ele aldığımız ölçüt Maide Suresi’nin 32. ayetidir. Ve bu ayet referans alınarak, kardeş katline yöneltilen eleştiriler samimidir.

Evlilik Programları Hakkında; Bırakın İzlesinler!

Ülke insanı bazen iyimserdir.. Evlilik programlarının kaldırıldığı takdirde, ahlaki konuda iyileşme olacağını düşünüyor/sanıyor. Ülke insanının samimiyetine inanıyorum. Biz yine iyimser olmaya devam edelim ama ne yazık ki durum böyle değil.

Malumunuz evlilik programları kaldırılmadı. Ama yara aldığı kesin. Vasat dizilerin bile final yaptığı bu ülkede bu programların hala rağbet görüyor olması, bu programların idamesini talep eden bir kesim olduğu gerçeği ortaya koyuyor.

Liberal değilim ama bırakın izlesinler Herkesin idealist, akıllı ve vatana millete hayrı dokunan insanlar olmasını beklemeyin. Bu programları izleyenler belli, oralara çıkmaya cesaret eden insanlar belli. Bırakın izlesinler, bırakın çıksınlar. Neyi değiştiriyorlar? Tek sorunumuz bu mu? O programlar kalktığında, az önce bahsi geçen insanlar belgesel mi seyredecek, kitap mı okuyacak?

Okumak ve Delirmek Arasındaki Anlamsız İlişki

Delilerin iki tür talihleri vardır. Akıllara aykırı düşen ekstra çılgınca atılganlıklarında başarılı olurlarsa “dâhi” ünvanını alırlar, başarılı olmadılar mı doktorların ellerinde kalırlar. (Hüseyin Rahmi Gürpınar) İnsan okumaktan delirmez. İnsan hayatla olan irtibatını ya da eşya ile muhabbetini kaybettiğinde kafayı yer. Okumak kimi zaman olgun ve tecrübeli bir dostu dinlemek, kimi…

Wikipedia’nın Kapatılması Üzerine Kısaca

  Wikipedia erişime bir açılıyor, bir kapanıyor. Wikipedia özgür olabilir ama burası değil. Devletin sansürüne gerek kalmadan, öz sansürüm devreye giriyor. Sansürün bazı durumlarda kaçınılmaz olduğunun farkındayım. Devletin giderek insanları özsansüre sevk etmesi, belirli çevreler tarafından elbette endişe verici değil. Zaten iktidarların çok fazla güçlenmesinden endişe duymayan insanlar yüzünden, biz…

Hukuk ve Referandum

Donald Trump’ın kararnamesinin fedaral mahkeme tarafından askıya alınması, ülkemizde başkanlık tartışmalarının yaşandığı zamanlara denk gelmesi açısından ironik oldu. Kaldı ki, kimi Amerikalıların “hepimiz müslümanız” sloganlarıyla Trump’ı eleştirmesi dünyanın bin bir türlü hali olduğunun anlamlı göstergesi.

Ama neticede Amerika’dan bahsediyoruz. Eğer Amerika’dan bahsediyorsak, hiç bir şeyden emin olmamalıyız. Bu ülkenin ne yapacağı belli olmaz. O yüzden zamanla bir şeylere emin olmalıyız.

Ülkemizde böyle bir federal mahkemelerinin olacağına kimse inanmıyor. Bu yüzden Amerika’da yaşanan durum bize göre ütopik. Bağımsız bir hukuk düşünemiyoruz. Aslında hukuk diye bir kavramın varlığına inanmıyoruz. Neden? Aslında halk olarak bunu sormamız gerekir. Biz gerçekten hakkımıza sahip çıkabiliyor muyuz? İktidarlar, nasıl olsa hakkımıza sahip çıkmayacağımız için kimi haksızlıkları rahatça yapabiliyor.

İsmet Özel’in Diğer Irklardan Üstün Oluşu Üzerine

“Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.” demiş şair. Bu ülkede bir İsmet Özel gerçeği var. Ben İsmet Özel’i ve dahası şiirlerini severim. Şiirlerinde değil ama katıldığı tivi programlarında ve başkanı olduğu derneğin (İstiklâl Marşı Derneği)  düzenlediği konferanslarda, ırkçılığı bile çok güzel yapıyor. İslam ile Türklüğü bir arada anışı, samimiyetin ötesinde bir şey. Buna inanıyor. “Ben Türk olduğum için sizden üstünüm.” sözü ciddi bir inancın kaçınılmaz sonucu. Bunu diyen adam da her hangi biri değil hani. İsmet Özel. Bu sözü İsmet Özel söylüyorsa, bu konu üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Bu ırkçılığın altında yatan nedeni, samimiyetle anlamamız gerekiyor. Üstadı kızdırmadan onunla konuşmamız gerekiyor.

Potansiyel Tehlike


Orman ve Su İşleri Bakanlığınca, Isparta’da yavru köpeğin kulaklarını keserek görüntülerini sosyal paylaşım sitesinde paylaşan iki kişiye, toplam 4 bin 404 lira idari para cezası uygulanacakmış. Ben bunun yeterli olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o iki insan, yavru bir köpeğe bunu yapabiliyorsa, insanlara da zarar verebilir. Bu çok açık. Modern hukuka saygı duyuyorum ama burada bir hukuktan bahsedemeyiz. Aslında idari para cezası yerine, adli para cezası olmalıydı. Hukuk olayı sadece bir köpeğin kulağını kesmek olarak yorumlamaması gerekiyordu. Bu hastalıklı ruha sahip insanların yaptıklarının çok adice bir davranış olduğu ve aslında toplum içinde potansiyel tehlike oldukları göz ardı edilmemeliydi.

“Bir İnsan Neden Okur?” Sorusunun Cevabı Üzerine Bir Yazı

Bugün yazı yazma amacım, bir insanın neden kitap okur sorusu üzerine olacak ki, beni bu yazıya sevk eden, değerli arkadaşımın Nazım Hikmet’in 835 Satır şiir kitabını neden okuduğum sorusu.

Eşimin teşvikiyle şiir serüvenine hem okur, hem de yazar olarak naçizane katılmış bulunmaktayım. Bu serüvenin Nazım Hikmet ayağındayım. Jokund ile Sİ-YA-U şiirini okurken, ben de Jokund ile Çin’e gittim. Jokund yakılırken ben de oradaydım. Kitabı okurken, yaşadığım hissiyatı arkadaşıma nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Aslında arkadaşım, Nazım Hikmet’i sadece Nazım Hikmet olduğu için değil de, hangi amaçla okuduğumun tefekkürüne sevk ettiği için kendisine teşekkür etmeliyim. Nazım Hikmet sırf büyük şair olduğu için okunabilir. Eğer fikirleriniz sağlam temeller üzerine kuruluysa onun şiirlerindeki kaçınılmaz ideolojik yansımalar sizi rahatsız etmez.