"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Deneme

Bir Çanta Dolusu Kitap ve Defter

Boş zamanlarımda Tanrı ile ilgili düşünmek bana varlığımı hissettiriyor. Bu cümle biraz felsefi, çokça garip gelebilir ama önemli olan insanın kendisinin gerçekte ne hissettiğidir. Siz dünyanın en dürüst insanı olsanız bile, bazen size insanlar inanmayabilir. Bu yüzden ilk önce kendine, sonra Tanrı’nın senin doğru söylediğini bildiğine inanman gerekiyor (tabi Tanrı’ya inanıyorsan).

Çantamdaki çoğu kitaplar dolaylı ve direk olarak Tanrı’dan bahsediyor. Sadece Necip Fazıl Allah’tan bahsediyor. Tanrı ile Allah sizin için aynı şey olabilir ama Allah daha özel ve eşi olmayan bir kelime. Tanrı’nın Tanrıçası, İlah’ın İlahesi ama Allah’ın eşi benzeri yok. (El-İllah’tan türediğini saymazsak.)

Din Teorisyenliği Diye Bir Mefhum Olmayabilir

Bu akademik bir yazı değildir. Çünkü akademik bir kariyerim yok. Sadece modern zamanlardaki insanların din ile münasebetleri üzerine kafa yormuş bir beşerim. Allah’ın bana verdiği aklı, bir dönem bu husus üzerine yoğunlaştırdım.

Din bir teori değildir. Bunu elbette biliyorum. Zaten okuduğunuz bu yazının başlığı, dikkati celp etmek amacıyla yapılan bir kelime oyunudur. Şiirsel bir ifade olabilir belki de. “Lacivert düşler” gibi.

Bu yazı, soru sorandır. Cevap zaten verilmiştir. İnsanlar aslında soruları keşdefer. Zaten her şeyibilen güç, bütün cevapları vermiştir. İnsan soru sormak için vardır. Bu yazı da haliyle insani bir vazifeyi yüklenmiştir; “soru sormayı.” Ama her soru cümlesinin sonunda illa ki soru işareti olmak zorunda değildir. Bazı cümlelerin sonunda soru işaretleri yoktur ama yine de insanların kafasında soru işaretleri oluşturur. Bu yazı yapma endişesi taşımakta.

Var Olmak Üzerine Kısa Okumak Üzerine Daha Kısa Bir Yazı

Şiir neden var? Bu sorunun cevabı hem çok uzundur, hem de çok fazla cevabı vardır. Ama insanın neden var olduğunu Kutsal Kitaplar ve Kutsal İnsan olan Peygamberler zamanında söylemiş. Buna rağmen dünya var oluşundan beri, Allah gerçeğini bir kenara koyup, insanın neden var olduğunu araştırmak insanoğlunun en büyük fantezisi. Allah katında ademoğlu, velisinin nazarındaki yaramaz çocuktan farksız. Dur dersin durmaz, yapma dersin yapar ve saire.

Ademoğlunun böyle ele avuca sığmaz, kabına sığmaz, yaramaz ve söz dinlemez olacağını bırakın Allah’ı, yanındaki melekler dahi biliyordu. Buna rağmen ademoğlu eşref-i mahlukat vasfını hala taşımakatadır.

Hikaye: Genç Adamın Dünyayı Kurtarmaya Çalışan İnsanları Garipsemesi

Günün en güzeli, tan vakti sabahlardır. Ama bu şehrin tan vakti sabahları bile kalabalıktır. Uykuya doymamış gözleri ve şehrin dağdağsı omuzları üzerinde yorgun insanları sabahın en erken vakitlerinde görebilmek mümkündür. Gününün git gel iki saatini, üç saatini yada dört saatini yollarda harcayan insanların şehrinde sabahlar bile, Anadolu’nun sessiz sabahlarından çok uzaktadır. Gece yarısı caddelerde boy gösteren şeytanlar uykularına yeni dalmış, yeni umutlar güneşin doğuşunu beklemektedir. Sabahla birlikte olacak hayırlar beklenmeye başlayalı çok oldu. Şehir yarı uyku halinden yavaş yavaş kalkıyor.

Bir bankın üzerinde oturmuş genç adam, sabahın üçüne kadar dost gibi görünenlerin meclisinde belli ki çok yorulmuş. Herkesin bu mey kokan basık mekanda, baş ağrıtan protest müzikler eşliğinde nasıl keyif aldıklarını düşünüyor. Bu daha da önce düşündü. Sabahın üçüne kadar süren her gecenin sonunda hissettiği tek şeyin pişmanlık olduğunu biliyor. Ve o herkesten ayrı, yalnız dönüyor. Yalnızlıktan kurtulmak için bu anlamsız ortamdan, yalnız ayrılmanın ilginç bir ironi olduğunu düşünüyor.

Tasavvuf ve/veya Felsefe : Doğruya Ulaşmadaki En Keyifli Yol

Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim.
Tarikat der ki Seninki senin, benimki de senin.
Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki.
Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.

hakikat_yolu2

Onca çabanın elbette bir sebebi var. Boşuna binlerce sayfanın arasında hatırı sayılır dostların mühtezi tebessümlerine maruz kalmıyoruz. İnsanı “bilge”leştiren “bilgi”nin peşindeyiz. Allah Kuran’da, bu “bilge” ve “bilge”liklerden bahsediyor olabilir. Ama tam anlamıyla değil. İnsan olmanın müthiş sorumluluğunu ve ağırlığını hissetmemizi murad etmiş olabilir.

Ayın sonunu getirmeye çalışan ya da dünya üzerinde derin tefekkürlere dalmamış insanlara felsefeden ve tasavvuftan bahsetmen, bu iki güzel kavramın bayağılaştırılacağı anlamına gelir. Bu sebepten ötürü, bu tür fikirler avam ile paylaşılmaz. Avam da zaten bunu istemez. Avama felsefeden bahsetmemek, aslında onlara verdiğin değeri gösterir.

Tanrı ve Terzi

Değerli büyüğümüz ve aile dostumuz rahmetli Kutsu Taş’ın anısına….

“Şimdiki aklım olsaydı” ile başlayan cümleler kurmaktan hoşlanmıyorum. Zira zaman geçtikçe geçmişten pişmanlık duymamam gerektiğine dair inancım artıyor. Ama bir konuda istisna, az önceki kaideyi bozmayacaktır.

Önceleri sakin bir belde ve şimdi de sakin bir ilçenin, bir kaç kez dükkan değiştirmiş ve iki yıl önce vefat etmiş bir terzisi vardı. Babamla ya da yalnız başıma ziyaret ettiğim o dükkanda aklımda kalan; naftalin kokusu ve ekonomi ile ilgilenen yaşlı terzinin yüzündeki o her zamanki tebessümle kurduğu ironik cümleleri.

Hayatından pek memnun olmayan bu yaşlı amcanın bir takım serzenişleri ve o zamanlar Tanrı’dan alıp veremediği bir şeyler vardı. Tanrı’dan çok şey almıştı ama istediklerinin tümü değildi elbette. O zamanlar benim tasavvurumdaki yaratıcı ile onun kafasındaki Tanrı aynı kişiler değildi sanırım. Bugün de öyle. Tanrı bize her şeyi vermek zorunda mıydı? Bir keresinde bana; “benim Tanrı’yla bir savaşım var” demişti. Bu psikolojik savaş elbette tek taraflıydı ama sanıyorum ki o Tanrı’ya savaş açmıştı ama içindeki düşmana yeniliyordu. O zamanlar okumayan ve hayatı böylesine irdelemeyen bir çocuktum. Anlattıklarını pek ala sorgulamıyordum. İlgi çekici ve birazcık anlaşılmaz geliyordu. Ama şimdi çok iyi anlıyorum anlattıklarını. Sanırım anlattıkları bir gün bu konuyu ele almak için, zihnimin yıllar sonra anımsayacağı bir bölüme geçmişler.

Okuma Meşguliyetiyle Münasebetim Hakkında Üçüncü Yazım

800px-menendez_y_pelayo_with_a_book

Kalın ve ağır kitabı okurken göz kapaklarımızın ağırlaşmasına engel olmalıyız. Bedenimiz bize uyumamız gerektiğini söylediği zaman, bizi uyumamaya karşı koyan şey geçip giden zaman olabilir mi? Hele hele hayata geç başlayan ve güzel bir çift ela göze daha yeni bakmaya başlamışsanız; gaflet uykusunda geçen zamanı telafi etmek adına uykusuz geceler yaşamamız gerektiği gerçeği acı olduğu kadar da yorucudur değerli okur.

Bazen sevdiklerinizi ihmal edip, yüzlerce sayfalık kitapların arasına dalmanın yanlış olup-olmadığı tartışılabilir. Şahsen ilahi hükümlerin dışındaki tüm konuları tartışabilir ve konuşabilirim. Kitaplarla olan münasebetimde abartı bir durum görmüyorum. Çok fazla okuduğumu düşünmüyorum. Hatta kimi zaman çok yararlı okumalar da gerçekleştirdiğimi sanmıyorum. Ama en azından hayatı keşfetme noktasında kitapların bana yardımcı olacağını söyleyebilirim.

MÜSLÜMANLIĞIN GÖZ ARDI EDİLEN ŞARTI

durustluk-yazilari

Dini 5, 32 ve 54 farzdan ibaret sanılması bu zamana kadar büyük gafletlere yok açtı. (Bu konuyla ilgili detaylı ve edebi açıklamalar için, Rasim Özdenören’in “Müslümanca Düşünceler Üzerine Denemeler” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.) Son dönemlerde insanların dine bu kadar mesafeli durması, zannımca din kavramını; bir yaşam tarzı olmasından ziyade kafalarında yaşanılması mümkün olmayan kurallar bütünü olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Kafalardaki din öyle bir din ki, “Allah kuralları koymuş ama kimse kusura bakmasın bu dini kuralların hepsinin uygulanması mümkün değil” düşüncesi hakim.

Din, naçizane düşüncem en yalın haliyle Allah’ın kartındaki makbul yaşam tarzıdır. Bu hayatı anlamlı yaşamamız için bir rehber, ilahi bir kaynaktır.

Acının Varlığı Üzerine Bir Deneme

16_yasindaki_gencin_aci_olumu13889379880_h1113041

Dünyaya mutlu olmak için geldiğimizi sanmıyorum. Öyle olsaydı zekasına hayran olduğumuz nice insanlar mutlu olabilirdi. Hayatın kıyısında ve köşesinde, hiç göremediğimiz yerlerde türlü türlü acılar var. Allah’a layıkıyla inanan/inanmaya çalışan insanlar bu durumun farkında olacak ki, acılar karşısında ayakta durabiliyor ve hatta karşılaşılan acıların bir hikmetinin olduğu bilincinde olarak, bu acıları doğal karşılayabiliyor.

Ama dini hayatının küçük bir köşesinde, hayat seyrine müdahale etmeyeceği bir yerinde saklayan insan, karşılaşılan acılar karşısında acı çekiyor ve bu kimi zaman karizmatik bir hal bile alabiliyor. Kimileri bu acılara maruz kaldığı için başkalarını suçlarken, bu karşılaştıkları şeyleri hiç hak etmediğini düşünüyor ve karşılaştıkları acılar karşısında nitekim pek âlâ isyana dahi başvuruyorlar.

Gürültülü ve Pahalı Mekanlar Hakkında

DSC_0058
Yeni takip etmeye başladığım “İzdiham” Dergisi okunma fazlasıyla değer.

Bakımsız bir alış veriş merkezindeyiz. Biliyorum ne kadar kalabalık olsa da çoğumuz sevmeyiz alışveriş merkezlerini. Kapitalizmin kalesi olduğunu düşünürüz. Söver dururuz ama yine de bir şekilde kapısından içeri girmek zorunda kalırız.

“Siz alışverişiniz yapın. Ben şurada bir yerde şu dergiyi okuyayım olur mu?” sorusuna aldığım olumlu cevap sonucunda “Kahve Durağı”nın kapısından içeri girdim. Güzel bir masaya oturdum ve inadına “çay” söyledim. Dergimi ve büyük not defterimi masaya koydum ve iki aylık sanat, kültür ve edebiyat dergisindeki iyi yazılmış metinlere göz attım.