"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yazar: Cemali Karaca

Anestezi teknisyeni.
Blogger.
Yazar.

Müslümanım. Barışçıyım. Gayri ahlaki olmayan, evrensel etik kurallarına uygun tüm din ve düşüncelere eşit mesafedeyim. Leyla Hanım'ın kocasıyım.

Hukuk ve Referandum

Donald Trump’ın kararnamesinin fedaral mahkeme tarafından askıya alınması, ülkemizde başkanlık tartışmalarının yaşandığı zamanlara denk gelmesi açısından ironik oldu. Kaldı ki, kimi Amerikalıların “hepimiz müslümanız” sloganlarıyla Trump’ı eleştirmesi dünyanın bin bir türlü hali olduğunun anlamlı göstergesi.

Ama neticede Amerika’dan bahsediyoruz. Eğer Amerika’dan bahsediyorsak, hiç bir şeyden emin olmamalıyız. Bu ülkenin ne yapacağı belli olmaz. O yüzden zamanla bir şeylere emin olmalıyız.

Ülkemizde böyle bir federal mahkemelerinin olacağına kimse inanmıyor. Bu yüzden Amerika’da yaşanan durum bize göre ütopik. Bağımsız bir hukuk düşünemiyoruz. Aslında hukuk diye bir kavramın varlığına inanmıyoruz. Neden? Aslında halk olarak bunu sormamız gerekir. Biz gerçekten hakkımıza sahip çıkabiliyor muyuz? İktidarlar, nasıl olsa hakkımıza sahip çıkmayacağımız için kimi haksızlıkları rahatça yapabiliyor.

İsmet Özel’in Diğer Irklardan Üstün Oluşu Üzerine

“Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.” demiş şair. Bu ülkede bir İsmet Özel gerçeği var. Ben İsmet Özel’i ve dahası şiirlerini severim. Şiirlerinde değil ama katıldığı tivi programlarında ve başkanı olduğu derneğin (İstiklâl Marşı Derneği)  düzenlediği konferanslarda, ırkçılığı bile çok güzel yapıyor. İslam ile Türklüğü bir arada anışı, samimiyetin ötesinde bir şey. Buna inanıyor. “Ben Türk olduğum için sizden üstünüm.” sözü ciddi bir inancın kaçınılmaz sonucu. Bunu diyen adam da her hangi biri değil hani. İsmet Özel. Bu sözü İsmet Özel söylüyorsa, bu konu üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Bu ırkçılığın altında yatan nedeni, samimiyetle anlamamız gerekiyor. Üstadı kızdırmadan onunla konuşmamız gerekiyor.

Potansiyel Tehlike


Orman ve Su İşleri Bakanlığınca, Isparta’da yavru köpeğin kulaklarını keserek görüntülerini sosyal paylaşım sitesinde paylaşan iki kişiye, toplam 4 bin 404 lira idari para cezası uygulanacakmış. Ben bunun yeterli olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o iki insan, yavru bir köpeğe bunu yapabiliyorsa, insanlara da zarar verebilir. Bu çok açık. Modern hukuka saygı duyuyorum ama burada bir hukuktan bahsedemeyiz. Aslında idari para cezası yerine, adli para cezası olmalıydı. Hukuk olayı sadece bir köpeğin kulağını kesmek olarak yorumlamaması gerekiyordu. Bu hastalıklı ruha sahip insanların yaptıklarının çok adice bir davranış olduğu ve aslında toplum içinde potansiyel tehlike oldukları göz ardı edilmemeliydi.

“Bir İnsan Neden Okur?” Sorusunun Cevabı Üzerine Bir Yazı

Bugün yazı yazma amacım, bir insanın neden kitap okur sorusu üzerine olacak ki, beni bu yazıya sevk eden, değerli arkadaşımın Nazım Hikmet’in 835 Satır şiir kitabını neden okuduğum sorusu.

Eşimin teşvikiyle şiir serüvenine hem okur, hem de yazar olarak naçizane katılmış bulunmaktayım. Bu serüvenin Nazım Hikmet ayağındayım. Jokund ile Sİ-YA-U şiirini okurken, ben de Jokund ile Çin’e gittim. Jokund yakılırken ben de oradaydım. Kitabı okurken, yaşadığım hissiyatı arkadaşıma nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Aslında arkadaşım, Nazım Hikmet’i sadece Nazım Hikmet olduğu için değil de, hangi amaçla okuduğumun tefekkürüne sevk ettiği için kendisine teşekkür etmeliyim. Nazım Hikmet sırf büyük şair olduğu için okunabilir. Eğer fikirleriniz sağlam temeller üzerine kuruluysa onun şiirlerindeki kaçınılmaz ideolojik yansımalar sizi rahatsız etmez.

Hikaye: Genç Adamın Dünyayı Kurtarmaya Çalışan İnsanları Garipsemesi

Günün en güzeli, tan vakti sabahlardır. Ama bu şehrin tan vakti sabahları bile kalabalıktır. Uykuya doymamış gözleri ve şehrin dağdağsı omuzları üzerinde yorgun insanları sabahın en erken vakitlerinde görebilmek mümkündür. Gününün git gel iki saatini, üç saatini yada dört saatini yollarda harcayan insanların şehrinde sabahlar bile, Anadolu’nun sessiz sabahlarından çok uzaktadır. Gece yarısı caddelerde boy gösteren şeytanlar uykularına yeni dalmış, yeni umutlar güneşin doğuşunu beklemektedir. Sabahla birlikte olacak hayırlar beklenmeye başlayalı çok oldu. Şehir yarı uyku halinden yavaş yavaş kalkıyor.

Bir bankın üzerinde oturmuş genç adam, sabahın üçüne kadar dost gibi görünenlerin meclisinde belli ki çok yorulmuş. Herkesin bu mey kokan basık mekanda, baş ağrıtan protest müzikler eşliğinde nasıl keyif aldıklarını düşünüyor. Bu daha da önce düşündü. Sabahın üçüne kadar süren her gecenin sonunda hissettiği tek şeyin pişmanlık olduğunu biliyor. Ve o herkesten ayrı, yalnız dönüyor. Yalnızlıktan kurtulmak için bu anlamsız ortamdan, yalnız ayrılmanın ilginç bir ironi olduğunu düşünüyor.

Akıllı Olalım

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Çoğumuz hayatına kaldığı yerden devam etti. Öyle de olacak. Hayat bu! İdeolojik anlamda saplantılı olanların ve kendinden başka herkesi ötekileştiren insanlar sosyal medyalarda yine ağzına gelene söyledi. Cemil Meriç’in “Kitap zekayı kibarlaştırır.” sözüyle ne demek istediğini anlıyorum. Okumanın çok az olduğu bu ülkede, yorumlar ne kadar kaba. İnsanın aklı almıyor. Peygamberin ahlakından nasiplenmeyen zavallıların ise, eğlence mekanlarında ölen insanlar için yaptığı korkunç yorumları da saymıyorum.

2017… Yeni Bir Başlangıç… Fakat…

Sabah geç yatmama ve tatil olmasına rağmen erken kalktım ve güne Nazım Hikmet’in 835 Satır isimli şiir kitabını okuyarak başlamak istedim. Okumadan önce telefonuma bir göz attığımda, Reina’daki terör saldırısı haberini gördüm ve kitabı bir kenara bırakıp televizyonu açtım. Özür dilerim ama yine aynı şeyleri söylüyorlardı ve ben o arada…

Türk Milleti Çalışkan Olmak Zorunda

turk-milleti-caliskandir-turk-milleti-zekidir-i506463-1200x630

Ortalama bir Türk günde on saat çalışıyor. İyi ihtimalle sekiz saat de uyuduğunu kabul edersek toplamda on sekiz saat ediyor. Geriye kalan altı saatte tefekkür için pek zamanımız olmuyor sanırım. Üstelik bunun kadını erkeği yok. Sağ olsun feministler kadın ile erkeği eşitleyip, ikisini aynı kulvarda yarıştırmayı başardı. Bu seferki sıkıntı; kadının neden geride kaldığı.

Başka ülkeri bilmem ama bizim ülkemizde bir eğitim sisteminin olduğunu söylemek çok güç. Eğitim sistemimiz aslında kocaman bir dershane. Dershaneler kapatıldı ama en büyük dershane açık. Bu ders hanelerde bilgiyi talep eden bir “talebe” yok. Talep eden olmadığı için bir muallim de yok. Eğitim, öğrenci ile öğretmen arasındaki paslaşmadan ibaret.

Tasavvuf ve/veya Felsefe : Doğruya Ulaşmadaki En Keyifli Yol

Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim.
Tarikat der ki Seninki senin, benimki de senin.
Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki.
Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.

hakikat_yolu2

Onca çabanın elbette bir sebebi var. Boşuna binlerce sayfanın arasında hatırı sayılır dostların mühtezi tebessümlerine maruz kalmıyoruz. İnsanı “bilge”leştiren “bilgi”nin peşindeyiz. Allah Kuran’da, bu “bilge” ve “bilge”liklerden bahsediyor olabilir. Ama tam anlamıyla değil. İnsan olmanın müthiş sorumluluğunu ve ağırlığını hissetmemizi murad etmiş olabilir.

Ayın sonunu getirmeye çalışan ya da dünya üzerinde derin tefekkürlere dalmamış insanlara felsefeden ve tasavvuftan bahsetmen, bu iki güzel kavramın bayağılaştırılacağı anlamına gelir. Bu sebepten ötürü, bu tür fikirler avam ile paylaşılmaz. Avam da zaten bunu istemez. Avama felsefeden bahsetmemek, aslında onlara verdiğin değeri gösterir.

Neyse Ki Öleceğiz

indir

Evet bu doğru. Hepimiz öleceğiz. Bu dünyadaki endişelerimizin hiç bir önemi kalmayacağı bir zaman gelecek. İnandığımız dine göre ölümden sonrası karanlık da değil. Dünyanın var oluşundan beri, Allah’ın elçilerinin mesajları bizlere iletilmiş. Yetmemiş bir de filozoflar bu konuda üzerinde epey düşünmüş.

İnsanın dünyaya geliş amacı elbette mutlu olmak değil. Bunu her şeyden önce bilmeniz gerekiyor. Yaşadığı hayatın her anını mutlu geçirmek isteyen insanlar ahmaktır. Dünya insanın mutluluğa kavuşması için ihtiyaç duyduğu araçtır. Başka bir şey değil. İnsan her hareketinden mesuldur. Mücadele etmek zorundadır. Sabretmek, doğru olanı yapmak. İnsan dünyaya savaşmak için gelmiştir. Hiç bir Kutsal Kitap ya da Allah’ın hiç bir Peygamberi insanlara dünyada mutlu olmalarını vaat etmemiştir. Hatta aksine doğru olanı yapmanın bir bedeli olduğunu bizlere iletmişlerdir.