"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yazar: Cemali Karaca

Anestezi teknisyeni. Blogger. Yazar. Müslümanım. Barışçıyım. Gayri ahlaki olmayan, evrensel etik kurallarına uygun tüm din ve düşüncelere eşit mesafedeyim. Leyla Hanım'ın kocasıyım.

Kötü Roman Olur mu?

Bir romanın iyi olup olmadığına karar vermek için, çok fazla iyi roman okumanıza gerek yok; çünkü bir romanın iyi veya kötü olması, bir kişinin hükmüne bağlı değildir. Bu yüzden iyi kitaplar ve kötü kitaplar bazen sadece kişinin kendi görüşüdür ve bu roman hakkında kesin bir hükmü değil bir yorumu belirtir. Ama bir takım istisnalar vardır ve bazı romanlar gerçekten iyi romandır. Bu romanların iyi roman olduğuna da en iyi zaman karar verir. Örneğin Savaş ve Barış, Suç ve Ceza, Bülbülü Öldürmek gibi…

Kumral Ada Mavi Tuna, bir kadın romancının (Buket Uzuner) eseri ve fazlaca duygusal. Konuşma metinleri çok ağdalı ve romandaki dünya gerçekten çok uzak, yapay ve iğreti bir dünya. Çok fazla ütopik. Roman olduğu için rahatça eleştiriyorum. Olaylar arasında geçişler çok keskin ve bazen saçmalığa varacak derece mantık dışı. Bu yüzden romanın sonunu beklemeden kitabı kaldırmak istedim yerine ama şıpsevdi bir okuyucu olmadığım için kitaba biraz zaman tanıdım.

Leküm Diniküm Veliyedin*

Ülke insanı ideolojik anlamda pek samimi olamıyor. Hepiniz gerçekleri kendi ideolojik penceremizden bakıp, orada ne gördüysek onu söylüyoruz. Samimi olanlarımız çok az. Bu gündem belirleyen insanlarda da sıklıkla görülüyor.

Antikemalist olmadığım gibi kemalist de olmadım. Osmanlı padişahlarına cennetmekan ifadelerinden çekindim ama tarihte şanlı yerini kabul de ettim. Bu birbirine iki zıt kavramlar gibi görünebilir. Ama ben böyle düşünüyorum. Benim için doğru ya da yanlışın ölçütü haliyle Kuran’dır. Kuran her şeyi yazmasa bile insanların, şu iki günlük hayatta hadlerinden bahseder. Yani “masum bir insanı öldürmeyeceksin” ayeti bir ölçüttür. Osmanlı’ya “kardeş katli” hususunda yöneltilen eleştirilerde, ele aldığımız ölçüt Maide Suresi’nin 32. ayetidir. Ve bu ayet referans alınarak, kardeş katline yöneltilen eleştiriler samimidir.

Evlilik Programları Hakkında; Bırakın İzlesinler!

Ülke insanı bazen iyimserdir.. Evlilik programlarının kaldırıldığı takdirde, ahlaki konuda iyileşme olacağını düşünüyor/sanıyor. Ülke insanının samimiyetine inanıyorum. Biz yine iyimser olmaya devam edelim ama ne yazık ki durum böyle değil.

Malumunuz evlilik programları kaldırılmadı. Ama yara aldığı kesin. Vasat dizilerin bile final yaptığı bu ülkede bu programların hala rağbet görüyor olması, bu programların idamesini talep eden bir kesim olduğu gerçeği ortaya koyuyor.

Liberal değilim ama bırakın izlesinler Herkesin idealist, akıllı ve vatana millete hayrı dokunan insanlar olmasını beklemeyin. Bu programları izleyenler belli, oralara çıkmaya cesaret eden insanlar belli. Bırakın izlesinler, bırakın çıksınlar. Neyi değiştiriyorlar? Tek sorunumuz bu mu? O programlar kalktığında, az önce bahsi geçen insanlar belgesel mi seyredecek, kitap mı okuyacak?

Okumak ve Delirmek Arasındaki Anlamsız İlişki

Delilerin iki tür talihleri vardır. Akıllara aykırı düşen ekstra çılgınca atılganlıklarında başarılı olurlarsa “dâhi” ünvanını alırlar, başarılı olmadılar mı doktorların ellerinde kalırlar. (Hüseyin Rahmi Gürpınar) İnsan okumaktan delirmez. İnsan hayatla olan irtibatını ya da eşya ile muhabbetini kaybettiğinde kafayı yer. Okumak kimi zaman olgun ve tecrübeli bir dostu dinlemek, kimi…

Wikipedia’nın Kapatılması Üzerine Kısaca

  Wikipedia erişime bir açılıyor, bir kapanıyor. Wikipedia özgür olabilir ama burası değil. Devletin sansürüne gerek kalmadan, öz sansürüm devreye giriyor. Sansürün bazı durumlarda kaçınılmaz olduğunun farkındayım. Devletin giderek insanları özsansüre sevk etmesi, belirli çevreler tarafından elbette endişe verici değil. Zaten iktidarların çok fazla güçlenmesinden endişe duymayan insanlar yüzünden, biz…

Din Teorisyenliği Diye Bir Mefhum Olmayabilir

Bu akademik bir yazı değildir. Çünkü akademik bir kariyerim yok. Sadece modern zamanlardaki insanların din ile münasebetleri üzerine kafa yormuş bir beşerim. Allah’ın bana verdiği aklı, bir dönem bu husus üzerine yoğunlaştırdım.

Din bir teori değildir. Bunu elbette biliyorum. Zaten okuduğunuz bu yazının başlığı, dikkati celp etmek amacıyla yapılan bir kelime oyunudur. Şiirsel bir ifade olabilir belki de. “Lacivert düşler” gibi.

Bu yazı, soru sorandır. Cevap zaten verilmiştir. İnsanlar aslında soruları keşdefer. Zaten her şeyibilen güç, bütün cevapları vermiştir. İnsan soru sormak için vardır. Bu yazı da haliyle insani bir vazifeyi yüklenmiştir; “soru sormayı.” Ama her soru cümlesinin sonunda illa ki soru işareti olmak zorunda değildir. Bazı cümlelerin sonunda soru işaretleri yoktur ama yine de insanların kafasında soru işaretleri oluşturur. Bu yazı yapma endişesi taşımakta.

Var Olmak Üzerine Kısa Okumak Üzerine Daha Kısa Bir Yazı

Şiir neden var? Bu sorunun cevabı hem çok uzundur, hem de çok fazla cevabı vardır. Ama insanın neden var olduğunu Kutsal Kitaplar ve Kutsal İnsan olan Peygamberler zamanında söylemiş. Buna rağmen dünya var oluşundan beri, Allah gerçeğini bir kenara koyup, insanın neden var olduğunu araştırmak insanoğlunun en büyük fantezisi. Allah katında ademoğlu, velisinin nazarındaki yaramaz çocuktan farksız. Dur dersin durmaz, yapma dersin yapar ve saire.

Ademoğlunun böyle ele avuca sığmaz, kabına sığmaz, yaramaz ve söz dinlemez olacağını bırakın Allah’ı, yanındaki melekler dahi biliyordu. Buna rağmen ademoğlu eşref-i mahlukat vasfını hala taşımakatadır.

Hukuk ve Referandum

Donald Trump’ın kararnamesinin fedaral mahkeme tarafından askıya alınması, ülkemizde başkanlık tartışmalarının yaşandığı zamanlara denk gelmesi açısından ironik oldu. Kaldı ki, kimi Amerikalıların “hepimiz müslümanız” sloganlarıyla Trump’ı eleştirmesi dünyanın bin bir türlü hali olduğunun anlamlı göstergesi.

Ama neticede Amerika’dan bahsediyoruz. Eğer Amerika’dan bahsediyorsak, hiç bir şeyden emin olmamalıyız. Bu ülkenin ne yapacağı belli olmaz. O yüzden zamanla bir şeylere emin olmalıyız.

Ülkemizde böyle bir federal mahkemelerinin olacağına kimse inanmıyor. Bu yüzden Amerika’da yaşanan durum bize göre ütopik. Bağımsız bir hukuk düşünemiyoruz. Aslında hukuk diye bir kavramın varlığına inanmıyoruz. Neden? Aslında halk olarak bunu sormamız gerekir. Biz gerçekten hakkımıza sahip çıkabiliyor muyuz? İktidarlar, nasıl olsa hakkımıza sahip çıkmayacağımız için kimi haksızlıkları rahatça yapabiliyor.

İsmet Özel’in Diğer Irklardan Üstün Oluşu Üzerine

“Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.” demiş şair. Bu ülkede bir İsmet Özel gerçeği var. Ben İsmet Özel’i ve dahası şiirlerini severim. Şiirlerinde değil ama katıldığı tivi programlarında ve başkanı olduğu derneğin (İstiklâl Marşı Derneği)  düzenlediği konferanslarda, ırkçılığı bile çok güzel yapıyor. İslam ile Türklüğü bir arada anışı, samimiyetin ötesinde bir şey. Buna inanıyor. “Ben Türk olduğum için sizden üstünüm.” sözü ciddi bir inancın kaçınılmaz sonucu. Bunu diyen adam da her hangi biri değil hani. İsmet Özel. Bu sözü İsmet Özel söylüyorsa, bu konu üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Bu ırkçılığın altında yatan nedeni, samimiyetle anlamamız gerekiyor. Üstadı kızdırmadan onunla konuşmamız gerekiyor.

Potansiyel Tehlike


Orman ve Su İşleri Bakanlığınca, Isparta’da yavru köpeğin kulaklarını keserek görüntülerini sosyal paylaşım sitesinde paylaşan iki kişiye, toplam 4 bin 404 lira idari para cezası uygulanacakmış. Ben bunun yeterli olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o iki insan, yavru bir köpeğe bunu yapabiliyorsa, insanlara da zarar verebilir. Bu çok açık. Modern hukuka saygı duyuyorum ama burada bir hukuktan bahsedemeyiz. Aslında idari para cezası yerine, adli para cezası olmalıydı. Hukuk olayı sadece bir köpeğin kulağını kesmek olarak yorumlamaması gerekiyordu. Bu hastalıklı ruha sahip insanların yaptıklarının çok adice bir davranış olduğu ve aslında toplum içinde potansiyel tehlike oldukları göz ardı edilmemeliydi.