"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hikaye: Genç Adamın Dünyayı Kurtarmaya Çalışan İnsanları Garipsemesi

Günün en güzeli, tan vakti sabahlardır. Ama bu şehrin tan vakti sabahları bile kalabalıktır. Uykuya doymamış gözleri ve şehrin dağdağsı omuzları üzerinde yorgun insanları sabahın en erken vakitlerinde görebilmek mümkündür. Gününün git gel iki saatini, üç saatini yada dört saatini yollarda harcayan insanların şehrinde sabahlar bile, Anadolu’nun sessiz sabahlarından çok uzaktadır. Gece yarısı caddelerde boy gösteren şeytanlar uykularına yeni dalmış, yeni umutlar güneşin doğuşunu beklemektedir. Sabahla birlikte olacak hayırlar beklenmeye başlayalı çok oldu. Şehir yarı uyku halinden yavaş yavaş kalkıyor.

Bir bankın üzerinde oturmuş genç adam, sabahın üçüne kadar dost gibi görünenlerin meclisinde belli ki çok yorulmuş. Herkesin bu mey kokan basık mekanda, baş ağrıtan protest müzikler eşliğinde nasıl keyif aldıklarını düşünüyor. Bu daha da önce düşündü. Sabahın üçüne kadar süren her gecenin sonunda hissettiği tek şeyin pişmanlık olduğunu biliyor. Ve o herkesten ayrı, yalnız dönüyor. Yalnızlıktan kurtulmak için bu anlamsız ortamdan, yalnız ayrılmanın ilginç bir ironi olduğunu düşünüyor.

Aslında hayatın baharı diye bir şey yok. Yani insan ömrünün baharı zamanla sınırlı olmasa gerek. İnsanoğlu, dünyayı anladığı ve takındığı tavır ile mevsimini tayin ediyor. Öyle ya her yaşın ayrı bir güzelliği vardır.

Genç adam şimdi yaşının geç olmasına rağmen hayatının bağrında olduğunu düşünmüyor. O kasvetli, gürültülü mey kokan türkülü mekanlar bahardan çok uzaklarda. İsyan, başkaldırı. Barıştan söz eden ama sadece söz eden türküler ona hiç anlamlı gelmiyor oysa. Türkü söyleyerek barışmıyor insanlar. İnsanlar kendi koydukları kurallarla yaşamak zorunda bırakıldığı zaman, herkes bildiği doğruları dayatmaya kalkacaktır. Zaten beş bin yıllık dünya tarihinin sadece ikiyüz küsürünün barış içerisinde geçmesinin sebebi bu. Bazı türküler besbelli, gayri meşru bir mücadeleyi meşru hale getirmeye çalışmaktan başka işe yaramadıkları çok açık.

Yuvarlak bir masanın etrafında, dünyayı kurtaracağını iddia eden ve halkların barış içerisinde kardeşçe yaşayacağını söyleyen üç beş kişi, barın biraz ilerisinde açlıktan kıvranan sokak insanları varken, iki büyük rakıyı ve onlarca birayı içtiler. Gece boyunca bir yandan içip, bir yandan içine hiç sindiremediği ve mücadelelerine hiç bir zaman gönül vermeyi düşünmeyen bu insanların tuhaf konuşmalarını dinledi.

Dünyanın kavgasız bir yer olamayacağını anladığında ortaokula gidiyordu genç adam. O zaman bu tuhaf insanlar yoktu. Küçük yaşlarından beri sorgulayan ve ne yazık ki bir sonuca ulaşamayan genç adam, en azından dünyayı yuvarlak bir masanın etrafında içki içip, barış türküleri söyleyerek kurtarılamayacağını biliyordu.

Dünyanın birileri tarafından kurtarılmaya ihtiyacı yoktu. Dünyanın ihtiyacı olan şey, insanların dünyaya daha fazla zarar vermemeleri.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir