"Enter"a basıp içeriğe geçin

Geçen Günler ve Bir Tavsiye

Geçmişten-Geleceğe-Eski-Saatler

Günlerdir ellerinde bayraklarla meydanlarda vatanına sahip çıkanlara minnattarlık, tarihin gelmiş geçmiş en iyi romanlarından birinin dokuzyüzaltmış sayfalık ikinci cildinin beşyüzaltmış sayfasında tıkanmışlık, -her gün olduğu gibi- biten her günün ardından yaşanılan eksiklik, hayatın mucizelerinden en önemlisinin bekleyişinden kaynaklanan sabırsızlık ve evli olmaktan ötürü duyulan şükran duygusuyla geçen günlerden merhaba.

Karşı apartmandaki çatı oluğuna yuva yapmış kuşların cıvıltıları ve bu cıvıltılara maruz kalan dairedeki insanların bu durumdan rahatsız olup olmayacağının merakı içerisinde kaleme aldığım bu yazının henüz bir konusu yok. Belki bir konu olmasına da gerek yok. Hayatımızı her daim rasyonel temellere dayandıramadığımız zamanlar elbette olmuştur. Bu yüzden bugün standartların dışına çıkabilirim.

Aslında yazılacak çok fazla şey var. Zamana ve birazcık cesarete ihtiyacım var. Yazıların çok fazla kişisel olması endişesiyle henüz yayınlamadığım bir çok yazı var. Gördüğüm, duyduğum, okuduğum, öğrendiğim, hissettiğim her şeyi aslında yazıyorum. Ama bunları yayınlamak için biraz cesaret, biraz feraset ve birazcık da zaman lazım. Çok fazla koşuşturduğumuz, oturup şöyle iki dakika dingin olmadığımız modern zamanlarda yaşıyoruz. Zihnimiz her daim dolu. Bir an olsun zihnimizi dinlendirmiyoruz. Bunu ne zaman keşfettim değerli okur biliyor musun? Okuma aralarında telefonumla meşgul olurken. Birden bunun çok saçma bir şey olduğunu, az önce Tolstoy’un anlattıklarını, zihnimde bir yere yerleştirmem gerektiğini düşündüm.

Bir kaç mısra şiir dinlemeden, şöyle içinde sevişme sahneleri olmayan güzel sanatsal bir filmden yoksun, kalın ya da ince fark etmez güzel bir roman bitirmeden, bir tabloya uzun uzun bakıp bu ilginç resimden ressamın ne anlatmak istediğini anlamaya çalışmadan, güzel bir şarkının sözlerine odaklanmadan, bir çiçeğe dokunmadan ve kendimizden yani benliğimizden ödün vermeden geçip giden hayatın anlamsızlığı içerisinde geçen ahir ömrümüzün belki de kalan bir kaç günü ya da saati ve –Allah muhafaza- saniyeleri. Ölüm bahsi geçtiğinden –Allah muhafaza- gibi saçma sapan bir temenniyi dile getiriyorsak, hayat denilen mefhumda hala eksik bir şeylerin olduğu o kadar açık ki…

Ama tavsiye ediyorum; hiç bir şey yapamıyorsanız evlenin. Ama evliliğe bir anlam yükleyerek, evliliğin hayırlara vesile olacağının temennisiyle evlenin. Evlenin ve bu meşguliyeti ibadet hükmünce uygulayın. Allah’ın rızasına kavuşmanın bir aracı ya da hayatın daha anlamlı bir hal alması bilinciyle evlenin. Evlenmeden önce terk etmeniz gereken şeyler olduğunu bilin. Bu zamana kadar hala sırtınızda ağır bir yük gibi taşıdığınız egonuzu terk edin. Evlenirken karşıdakini sevin. Ümit ederek ama aynı zamanda gerçekçiliği bir kenara bırakmadan evlenin.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir