"Enter"a basıp içeriğe geçin

Röportaj / Milli Fantastik, Bilim-Kurgu ve Polisiye Romanımız Hankâh

Eşim ile tanışana kadar fantastik eserlere karşı epey bir mesafem vardı. Ama daha sonra Lord Of The Rings, Star Wars serilerini izleyince fantastik ve bilim-kurgu eserlere olan ilgim arttı.

Bu noktada fantastik, bilim-kurgu ve polisiye türlerini bir romanda buluşturan iki genç arkadaşın henüz yayınlanmamış eseri açıkçası çok fazla dikkatimi çekti. Sayfamda kendilerini ağırlamaktan mutluluk duyacağımı söylediğimde, sağ olsun Ömer Faruk İspir beni kırmadı.

Kitabın adı Hankâh: Balık Tapınağının Azizleri. Merak uyandırıyor. Kendisiyle kitap üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Kitabın içeriğini, karakterlerini ve yayınlanma süreci üzerine konuştuk. Epey emek verilmiş bir eser. Yazarlar, bu ülkeye yaraşır özgün bir eser vermek adına çaba sarf ettikleri çok açık. Şimdi sözü fazla uzatmadan, sizi bu keyifli sohbetle baş başa bırakıyorum. 

C.K: Çoğumuz bilmiyor olabiliriz. Hankâh ve Balık Tapınağından bahseder misiniz bize?

Balık Tapınağı, Hristiyanları, Batı medeniyetini, Haçlıları sembolize ediyor. Balık Tapınağı diye bir kuruluş aslında hiç var olmadı fakat kitabımızı okuyanlar görecekler ki bu örgütü kurgularken kullandığımız bilgiler gerçektir. Kıymetli dostum Emre Şanlı ile beraber keşfettiğimiz ve bu kitapla birlikte konuşulmaya başlanacak Balıkçının Din’i ve İncil’i diye bir mevzu var. Bu iki konu Hristiyanlık tarihini ve Vatikan’ı çok yakından ilgilendiriyor çünkü bu iki konu Hristiyanlığın içine tamamen karışmış durumda.

Hankâh ise doğuyu, İslam’ı ve Türk medeniyetini sembolize ediyor. Yazar adayları olarak bu kitapta yapmaya çalıştığımız şey; Batı medeniyetinin neden Doğu Medeniyeti’ne galip geldiğini ve bunun sebebini anlatmaktı. Türkiye neden eski ihtişamlı, görkemli günlerine dönemiyor, neden bu konuda yapılan çalışmalar eksik veya yetersiz kalıyor? Bu soruların cevabını aradık. Bu konuyu tahlil ederken son derece gerçekçi ve sert olmaya çalıştık. Duygusallığa yer vermediğimiz gibi bugüne kadar yapılmış izahlardan ve işlenmiş konulardan uzak durduk. Zaten maalesef kutsallarımızı ve dokunulmaz olanları saymazsak kendimizi sürekli tekrar edip ortaya yeni bir şeyler koymadığımız için bu haldeyiz.

C.K: Kitap genel olarak nelere temas ediyor?

Kavrayabildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadar kitapta simyadan ve astrolojiden de bahsettik çünkü işlediğimiz konu ile bunlar yakından alakalı. Bu konulara ilgili olan arkadaşlara da söylemiş olalım ki kitapta klişelerden kaçındık. Kitabın içinde İlluminati, Tapınak Şövalyeleri, Opus-Dei gibi kelimeler geçmiyor. Artık insanlar bu konulardan sıkıldı ve basit görmeye başladı. Tabi sıkılmakta haklılar. Yıllarca farklı isimlerle, aynı şeyleri anlatan kitaplar çıktı. Bu iş ilimden, edebiyattan uzaklaşarak ticari kaygıya ve markalaşma merakına dönüştü.

Romanda işlediğimiz konulardan biride İznik Konsülü… Şurası bir hakikattir ki tüm dünyanın ve Hristiyan âleminin kaderi İznik Konsülü’nde değişmiştir. Okuyuculara belki çok iddialı gelecek ama Batı medeniyetinde bugün her ne oluyorsa aslında kararı orada verilmiş. Okuyucularımız diyebilir ki bu senaryodur veya siz bunu uydurdunuz. Bizlerde o zaman deriz ki İmparator Konstantin gizemli ve senaryo yazmayı iyi bilen bir liderdi. Zaten çok iyi okunup tahlil edilirse, ulaşmak istedikleri hedefler Kitab-ı Mukaddes isimli İncil’de yazmaktadır. Biz bu kitabı Hz. Pir Mevlana Celaleddini Rumi’nin şu buyruğunu esas alarak yazdık. “Dün eskidi gitti cancağazım artık yeni şeyler söylemek lazım.”

C.K: Neden tür olarak fantastik bir öyküyü tercih ettiniz?

Kitabın içinde bahsettiğimiz konular bizlerin de kavramaya çalıştığımız ve anladığımız kadarıyla, derin ve ağır konular istedik ki okuyucuyu sıkmadan boğmadan derdimizi ve dertlendiğimiz meseleleri anlatabilelim. Ve yine anladığımız kadarıyla bu tur yani fantastik bilim-kurgu ve polisiye çok dikkat çekiyor, okunuyor. İşte bu yüzden yazacağımız konuyu bir şekilde bu türde anlatalım istedik.

C.K: Karakterlerden de biraz bahsedebilir misiniz?

Kenan Özden çok farklı ve enteresan bir tip, ekibinden sakladığı sırları var. Kitaplar yazmış (Topluma göre Aile İçi Cinayetler, Türk Ceza Hukukunda Yaptırımların Caydırıcılığı, Ezoterik Kökenli Cinayetler, Teolojik Kökenli Cinayetler, Anadolu Coğrafyasında Suçun Yapısı ve Tarihi), enteresan ve farklı çalışmalar yapmış genç yaşta kariyerinde zirveyi görmüş bir insan. Kriminal Soruşturma Dairesi onun için kuruluyor ve kurulduktan sonra da başa geçiriliyor. S Çocuk Kanalı’nda “Hikmet Dünyasından İnciler” isimli masal programını sürekli takip ediyor ve bu programın sembolik mesajlarla çocukların beynini yıkadığına ve batıni, gizemli örgütlerin bu kanal yoluyla gizli şifrelerle mesajlaştıklarına inanıyor. Programdaki şifreleri ve mesajları çözmeye çalışıyor.

C.K: Bizim edebiyatımızda çok sık rastlanılan bir tür değil. Yazmaya başlamadan önce endişeleriniz oldu mu?

Tabi ki endişelerimiz oldu. Çünkü Türkiye’de ve Dünya’da bu türde yazan çok büyük yazarlar ve usta kalemler var. Onların ağırlığı altında ezilme korkumuz oldu. Ve tabi ki bizim de üzüldüğümüz bir meselede sudur ki; ne yazik ki seçilen konular birbirine benziyor, “biz de mi aynı şeyleri yazan kişiler olacaktık” gibi endişelerimiz oldu. İşte bunun için 2,5 sene süren bir araştırma sürecine kıymetli dostumla birlikte girdik. Yoğun bir araştırma olmasaydı ortaya ciddi ve kaliteli bir çalışma çıkmayacağını da biliyorduk. Emeğimizin ise yaradığını düşünüyoruz. Çünkü kitabımız farklı oldu. Kurgudan sonuna kadar eminiz. Hatta İstanbul’da Arkeoloji Müzesi’ni sırf bu araştırma iyi olsun diye ziyaret ettik. Sabah açılışta girip akşam güvenliklerle birlikte çıktık. Çok faydalı oldu. Çünkü orada bulunan objeler ile kitabımız yakından ilgiliydi.

C.K: Okuyucular, izleyiciler hem dünyada ve de ülkemizde farklı din ve kültürlerin eserleriyle karşılaştılar. İslami bir referansla bir fantastik-bilim kurgu sizce ortaya nasıl bir sonuç çıkardı?

Bizde yani bizim medeniyetimize bakmayı ve okumayı bilirseniz eğer her şey mevcut. Bizler asla Batı’ya hiç bir anlamda muhtaç değiliz. Görmeyi bilen için Bostan Gülistan, Mesnevi Şerif’te, rahmetli Akif’in Safahatın’da, üstad Necip Fazıl’ın kitaplarında aslında her detay işlenmiş ve incelenmiş. Bunlar ilk aklımıza hemen düşününce gelen örnekler daha bunlar gibi binlercesi var. Yazarlarımız inşallah artık buralara yönelirler. Bir de şu var; tabi ki Batı’nın kahraman algısı farklı bizimki farklı, Batı’nın medeniyet anlayışı farklı bizimki farklı. Onların kahramanları hayali bizdeki kahramanlar hem gerçek hem samimi. İşte bu yüzden kıymetli dostum Emre Şanlı ile bu yoldan yürüyelim istedik.

C.K: Kitap ne zaman piyasaya girecek, ne şekilde yayınlamayı düşünüyorsunuz. İlk defa bir kitap yayınlayacaksınız. Bu süreçten bahseder misiniz? Bir zorlukla ya da engelle karşılaştınız mı?

Şu an yayın evleri ile görüşme halindeyiz. İlk kitabımızı yayınlayacak olmanın heyecanı içerisindeyiz. ABD de ve Avrupa’da bir çok kuruluş var. Yeni yazarları desteklemek teşvik etmek için bu konuda yatırımlar yapmışlar, hala da yapıyorlar. Onlar diyor ki; “yazmak mı istiyorsunuz, gelin yanımızda yazın” ve eğer kendilerine gelen kişiler de azıcık bile bir ışık görseler sonuna kadar destekliyorlar. Türkiye’de ise maalesef imkanlar yeterli değil. Çünkü insana bakışımız hala yanlış. Yani yanlış yerde ısrarla duruluyor ve birde bu konuda son bir kaç senede ki güzel gelişmeyi saymazsak yeterli yatırım yok ve “psikolojik savaş”ın ne olduğunu daha hala Türkiye öğrenme aşamasında. Türkiye’de neden Disney veya Marwel gibi kuruluşlar yok. İnşallah okuyucular ve edebiyat çevreleri bunları sorgular. Kitabımız inşallah en kısa surede yayınlanacak. Bir tarih vermek için henüz çok erken. Ama olumlu tepkiler aldığımızı ve kitapla çok yakından ilgilenildiğini de belirtmek isterim.

Kitabın yazarları;

12169539_1671235836424692_595701300_o

Emre Şanlı: “Adana doğumlu bir fantezi meraklısı, Müfredatından hayli sıkılsa da, İstanbul’da bir üniversitede iktisat okumaya devam ediyor. Başarabilirse(!) 2015-2016 sezonunda bitirecek.. Fakat gönlü sosyolojide kaldı. Okumalarını, Din Sosyolojisi ve Dinler Tarihi alanlarında yapmayı tercih ediyor. Kadim geleneklere karşı oldukça tutkulu, özellikle anadolu medeniyetinin bıraktığı yerli detaylara karşı oldukça dikkatli. Mistik müziği, Gospelleri, Klasik Türk Müziğini özellikle de Bektaşi nefeslerini muhteşem yorumlayamasa da, çok iyi dinler!! Yine bir Bekir Sıtkı Sezgin parçasını mırıldanmayı bitiriyordu ki, Ömer Faruk İspir ile tanıştı.”

Ömer Faruk İspir: “Kahramanmaraş’lı. Bir süre bir kitapçıda kültür sorumlusu olarak çalıştı. İlkokula başladıktan kısa bir süre sonra, babasının siyah kaplı hukuk kitaplarını (Istılahat-ı Fıhkiye Kamusu gibi bir şeydi) okumaya çalışınca, bazı özelliklerini yitirdi. Bazı bağları koptu gitti! Eskiye olan merakı arttı. Tarihe, kronolojiye, mitolojiye yoğun ilgi duydu. Özelinde Tasavvuf Edebiyatı, Tasavvuf Tarihi, Selçuklu ve Osmanlı Tarihi konusunda okumalar yapmak en önemli uğraşı haline geldi. Son olarak İbn-i Arabi’nin Fütuhat’ı üzerindeki kişisel şarihliğine son vermişti ki Emre Şanlı ile tanıştı.”

Hankâh Tumbler Sayfası
Hankâh Twitter Sayfası
Hankâh Facebook Sayfası

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir