"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Ekim 2015

1 Kasım Seçimleri Üzerine

Yarın ülkemiz için önemli bir gün. Allah ülkemiz için hayırlı olanı nasip etsin. Yarın oyumuzu inşallah kullanacağız. Oyumu bu ortamda hangi partiye vereceğimi söylemenin doğru olmadığını düşünmekteyim. Ama beni yakından tanıyan insanlar, benim hangi partiye o vereceğimi biliyor.

Seçime saatlere kala gözlemlerimi sizinle paylaşmak isterim.

Röportaj / Milli Fantastik, Bilim-Kurgu ve Polisiye Romanımız Hankâh

Eşim ile tanışana kadar fantastik eserlere karşı epey bir mesafem vardı. Ama daha sonra Lord Of The Rings, Star Wars serilerini izleyince fantastik ve bilim-kurgu eserlere olan ilgim arttı.

Bu noktada fantastik, bilim-kurgu ve polisiye türlerini bir romanda buluşturan iki genç arkadaşın henüz yayınlanmamış eseri açıkçası çok fazla dikkatimi çekti. Sayfamda kendilerini ağırlamaktan mutluluk duyacağımı söylediğimde, sağ olsun Ömer Faruk İspir beni kırmadı.

Kitabın adı Hankâh: Balık Tapınağının Azizleri. Merak uyandırıyor. Kendisiyle kitap üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Kitabın içeriğini, karakterlerini ve yayınlanma süreci üzerine konuştuk. Epey emek verilmiş bir eser. Yazarlar, bu ülkeye yaraşır özgün bir eser vermek adına çaba sarf ettikleri çok açık. Şimdi sözü fazla uzatmadan, sizi bu keyifli sohbetle baş başa bırakıyorum. 

Yazmanın Sorumluluğu

YazmakBundan bir kaç ay önce sanal bir dergide yazarlık başvurusunda bulunmuştum. Sağ olsun editör layık görüp yazarlık kadrosunda bize yer verdi. Bizim gibi yazarlığı heves derecesinde bulunan ve elle tutulur başarısı olmayan yeni yetmeleri heyecanlandırdı elbette. Ama bir sorun vardı. Yazamıyordum.

Her şeyden öte bu dergi bir “İslami”  bir dergiydi ve bu başlı başına bir sorumluluktu. Şahsen bu ciddi sorumluluk benim omuzlarımda ciddi bir ağırlığa neden oluyordu ve yazı yazmamda beni engelliyordu. Bu yüzden, en baştan beri blog sayfalarını önemsiyorum. Ben burada kimseye hesap vermeden istediğim gibi yazabiliyorum. Bu beni rahatlatıyor. Vicdanımdan başka çekineceğim bir şey olmadığı gibi, içimden gelenleri çok rahat yazabiliyorum. Oysa dergide durum daha farklı bir hal alıyor. Yazdığım yazılarda bir takım kaygılar hissediyorum. Derginin misyonuna uyması, yazılan yazıların okuyucu kitlesini rahatsız etmemesi, edebi kaygı gibi sıkıntılarla yazmak beni epeyce rahatsız ediyordu.

Ankara’da Terör Saldırısı

CQ8Quc6XAAAduGUTıpkı o yetim topraklardaki patlıyor bombalar. İkisi de farklı amaçla da olsa, yöntem aynı yöntem. 95 ölü, yüzlerce yaralı.

Ama ne yazık ki gerçekte çok azımız neler olduğunu bilebilecek. Çoğumuz neden öldüğünü ve kimin öldürttüğünü bilemeyecek. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki tüm bu olup bitenler, her kim tarafından yapıldıysa bu ülkeye zarar vermek için yapıldı. Şimdi zaman bilinçlenme zamanı. Neler olup bittiğini öğrenme ve gerekli tavrı alabilme zamanı.

Koca halk kitlelerin sorgusuz sualsiz siyasilerin peşinden gitmesi artık kabul edilemez. Onlarca insan parçalandı ve yüzlercesi hastanelerde yaşam mücadelesi veriyor.

Tebrikler Aziz Hoca

Öncelikle kendisini tebrik ediyorum. Daha öncesinde kendisini tanımıyordum. Bilim ile pek aram iyi değil haliyle. Birçokları gibi; böyle geri kalmış bir ülkede “adamı tanımamak normal” gibi ifadeler kullanmayacağım. Ama elbette kendisini araştırdım. Dikkatimi çeken hususların dışında kendisinden bahsetmeyeceğim. İnternette kendisiyle ilgili fazlaca malumat mevcut.

Aziz Sancar; “Mardin’in Savur ilçesinde, okuma yazma bilmeyen ancak eğitime önem veren sekiz çocuklu bir anne-babanın çocuğu olarak doğmuş bilim adamı”. Çoğu ifadeye göre; “beyin göçüne verilecek en iyi örneklerden biridir.” “Küçükken Milli takımda kaleci olmak istiyormuş, lisede takımda kaleciymiş ama sonradan milli takım hayalinden vazgeçmiş.” “Bundan vazgeçse de Türk Milli takımı formasını giymekten vazgeçmemiş.” Vehbi Koç ödülü ile kazandığı paraya kendi de ekleyerek gerçekten söylediği Türk Evi‘ni açmıştır.” Türk Evi; Türk öğrencilere yardım, Türkiye’yi hakkıyla tanıtma gibi hizmetler vermektedir.”

Sakin Bir Hayat

Hayat denilen mucizenin tanıkları olarak, varlığımızdan ötürü mutlu olmalıyız. Varlık ve bu varlığı idrak yeteneği, Allah tarafından bizlere bahşedilirken; insanoğlu çok az zamanlarda kendini şanslı hissetmiştir. İnsanı hayvandan ayıran “varlığı idrak yeteneği” sayesinde güzelce ve sükunetle üzerimize düşen yaşama zorunluluğunu gerçekleştiriyoruz.

Sonbahar geleli bir aydan fazla oldu. Eşimle sükunetle sonbaharın şehrin rengini değiştirmesini izliyoruz. Paylaşacak çok fazla zaman var ve okunacak epey kitap (inşallah). Henüz alışamadığım İran Sineması’ndan eşimin şitayişle bahsettiği o seyirlik filmler ve insanı o zamanlara götüren görülecek tarihi yerler (inşallah). Çok fazla bir şey istemediğimiz, çok fazla bir şey koparmayı düşünmediğimiz sakin bir hayat. Zira tüketmenin işe yaramadığını, karşılaşmadan önce kavramıştık zira. Akşam limonlu ya da ıhlamur çayların o insanı şımartan ve mutlu eden tarifsiz kokusu ve tatlı bir sohbet, bazen tüketmekten daha çok işe yarıyor. 

Kalabalık Dolmuş ve Otobüs Sorunsalı -1-

Bu epeyce sıkıntılı bir konu aslında. Hemen hemen her gün maruz kaldığım ve tecrübe ettiğim bir konu kuşkusuz. İşe gitmek için her gün gidiş-geliş iki saatini kalabalık dolmuşlarda geçirmek zorunda kalan biri olarak, sosyal paylaşım sitesinde karşılaştığım ve sizlerle paylaştığım aşağıdaki fotoğraftaki durumla hemen hemen her gün karşılaşmaktayım ama çoğunlukla bir farkla; benim karşılaştığım durumlarda, genellikle insanların elinde kitap yok.

Bir buçuk yıllık dolmuş yolculuğunda edindiğim tecrübelerde, yaşlı insanlara yer verme konusunda hassasiyetin giderek azaldığı, çok net bir biçimde görülüyor. Ama bunun yanı sıra hamile, çocuklu kadınlara ve ayakta duramayacak kadar yaşlı insanlara karşı hassasiyetin devam ettiğini de belirtmek zorundayım. Yer vermek bir adab-ı muaşeret kuralı olmanın yanında, dini açıdan baktığımızda iyilik konusunda bir sınav olduğu kanaatindeyim.