Geçen Günler ve Bir Tavsiye

Geçmişten-Geleceğe-Eski-Saatler

Günlerdir ellerinde bayraklarla meydanlarda vatanına sahip çıkanlara minnattarlık, tarihin gelmiş geçmiş en iyi romanlarından birinin dokuzyüzaltmış sayfalık ikinci cildinin beşyüzaltmış sayfasında tıkanmışlık, -her gün olduğu gibi- biten her günün ardından yaşanılan eksiklik, hayatın mucizelerinden en önemlisinin bekleyişinden kaynaklanan sabırsızlık ve evli olmaktan ötürü duyulan şükran duygusuyla geçen günlerden merhaba.

Karşı apartmandaki çatı oluğuna yuva yapmış kuşların cıvıltıları ve bu cıvıltılara maruz kalan dairedeki insanların bu durumdan rahatsız olup olmayacağının merakı içerisinde kaleme aldığım bu yazının henüz bir konusu yok. Belki bir konu olmasına da gerek yok. Hayatımızı her daim rasyonel temellere dayandıramadığımız zamanlar elbette olmuştur. Bu yüzden bugün standartların dışına çıkabilirim. Geçen Günler ve Bir Tavsiye yazısına devam et

Önümüzdeki Günler

vatandaslar-darbeye-karsi-sosyal-medyada-harekete-gecti-375716

Evet önümüzdeki günler bizi neler bekliyor? Allahu alem elbette. Önümüzdeki günlerde neler olacağını bilmiyorum ama neler yapmamız gerektiğini biliyorum. Ama inanın bana umutluyum. Meydanlarda günlerce bekleyen insanları gördükçe inanın bana bu ülkenin kolay kolay yıkılmayacağına inanıyorum. Son menfur olayda gördük ki, ülke insanı aslında sandığımız kadar duyarsız değil. Yeri geldiği zaman o sıradan kalabalıklar, tankların önünde durabilme cesareti gösteriyor. Üstelik canlarını Hakka teslim etmekten geri durmayarak. Önümüzdeki Günler yazısına devam et

#HakimiyetMilletindir

Yeni Bit Eşlem Resmi

II. Abdülhamid’in 1908 darbesini okuyordum. Şemsi Paşa Manastır’da öldürülmüş ve ardından Balkanlar’daki karışıklıklardan dolayı, Abdülhamid’in ve Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren olayları okuyordum ki, Enver Ağabey birden içeri girdi ve köprülerin kapandığını söyledi. O gün hastanede nöbetteydim. Hemen televizyon olan odaya geçtik ve bir elimizde telefon, kulağımız televizyonda gelişmeleri izledik.

28 Şubat süresini hayal meyal, e-muhtıra dönemini apolitik ve ilgisiz bir şekilde gören ben, açıkçası sosyal medyadaki “darbe” ifadelerini hiç gerçekçi bulmuyordum. Ama daha sonra Başbakan’ın açıklamalarından ve TRT’deki bildiriyi okuyunca aklıma eşim ve doğacak olan çocuğum aklıma geldi. #HakimiyetMilletindir yazısına devam et

Sorumluluk Üzerine

İnsan içerisinde bulunduğu eksiklik ve yarım kalmışlık duygusundan nasıl kurtulur? Gece yatmadan önce, “bugün güzel bir gün yaşadım” cümlesini kurduran şey nedir? Bence sorumlukluk. Evet insanın hayatını anlamlandırmanın ilk aşaması naçizane düşüncem; sorumlulukların yerine getirilmesidir.

Sabah erken kalkmak, namazlarımızı kılmak, balkondaki sardunyaları sulamak, işini doğru yapmak, aileni sevmek, vatanına sahip çıkmak ve saire. Kur’a-ı Kerim, baştan sona insanın nelerden sorumlu olduğunu anlatmıyor mu? Düşünmekten sorumluyuz. Yanı sıra anne babaya bakmaktan, eşini sevmekten ve dünyanın daha iyi bir yer olması için çaba harcamaktan ve bir sürü insani vazifeleri yerine getirmekten sorumluyuz. Eğitim sistemimiz öğrencilerine bir şeylerden sorumlu olması gerektiğini hatırlatmıyor. Hatta bir noktadan sonra sorumluluktan nasıl kaçacağımızı öğretiyor. Sorumluluk Üzerine yazısına devam et

İlim İle Pragmatik İlişkim

İki gündür Yusuf Kaplan dinliyorum. Rıza-i İlahiye'ye mazhar olmasını yüce Mevla'dan dilerim. Yusuf Hoca'yı dinlerken, samimiyetini ve dünyanın daha iyi bir yere gelmesi konusundaki arzusunu yanı sıra çabasını görmemek körlükten başka bir şey değildir. Yusuf Hoca son bir kaç gün benim zihnimde kendimi sorgulamama neden oldu ve bu sorgulamanın sonucunu sizinle paylaşmak isterim. Ama bu paylaşım şahsi bir mesele değildir. Belki bu yazı sizden bir parça barındırıyordur. Bu yazıyı yazmamın tek gayesi, kendi zihin dünyamı sorgulayarak, aşağıda arz edeceğim sorunun canlı bir şahidi ve örneği olmak isterim. Yani bu yazı şahsi bir yazı değildir. Bittabi umumi bir yazıdır. Dikkatlerinize arz ederim.

cropped-ilim2.png

Başlık iddialı, belki de kavramların doğru kullanılması açısından “hatalı” olabilir. Yani Batıcıl bir ifade olarak “pragmatik” kavramını kullanmam aslında yazı hakkında bir ön bilgi vermesi niyetiydi. Aslında “İlim İle Menfi Münasebetim” başlığı da olabilirdi ama aklıma ilk gelen başlık bu oldu. İlim İle Pragmatik İlişkim yazısına devam et

Köylü Ekrem İle Kaldığımız Yerden Devam

koylu-ekrem-1

İnsanlardan uzak yaşayan Ebuzer’e, “Yalnızlık zor değil mi?” diye sorduklarında, şu cevabı vermiş; “İnsanlarla yaşamak daha zor.”

Köylü, eski bir bibliyofil olmalı. Mimar. Ufku geniş. Münzevi, hümanist, tevazu sahibi hoş bir adam.

Köylü Ekrem modern bir Ebuzer mi bilmiyorum. İzlediğim kadarıyla pek yalnızlıktan bahsetmiyor. Çoğunlukla sanattan bahsediyor ve hayatın kendisine sınırlar çizmesinden hoşlanmıyor. Bu tercihinden dolayı kendisine saygı duyabiliriz. Siz bu tercihi yapmıyor olabilirsiniz. Nitekim ben pek Ekrem gibi düşünmüyorum ama hayat felsefesinin çok hoş olduğunu söyleyebilirim. Ekrem bize bir tavsiyede bulunmuyor. Zaten kendisi bu durumdan hoşlanmadığı için, güzel bir köyde münzevi bir hayatı tercih ediyor. Ama ben asıl münzevi hayatın kabalıklar içerisinde olduğunu, tam anlamıyla özgür olmadığımızı ve topluma karşı sorumluluklarımızın olduğunu düşünüyorum. Yunus Peygamberin bir zamanlar yaptığı gibi toplumdan kaçamazsınız. İnsanların içerisinde olmak zorundasınız. Elbette zorundasınız. Kimse sizi tutmayacak, istediğiniz zaman gidebilirsiniz ama şu gerçek ki siz bu şekilde bir kaçaksınız. Köylü Ekrem İle Kaldığımız Yerden Devam yazısına devam et

İktidar Yanlısı Yayınlar ve Berkin Elvan Karikatürü Üzerine

294762_cover

Savaş ve Barış isimli şaheserin sekizyüzseksen sayfadan oluşan ilk cildini bititmenin haklı zaferini yaşadıktan kısa bir süre, yemeden içmeden iktidar yanlısı “Gerçek Hayat” dergisindeki yazılarda; bir iktidarın nasıl savunulacağını görüyorum.

Bundan yıllar önce, iktidarı yer yer savunan biri olarak o zamanlar iktidarı eleştirenlerin inanamadığım zamanlara inanamıyorum. Herkes için farklı olabilir ama dünyada iki temel gerçek var; biri ölüm diğeri ise insanların fikirlerinin değişme ihtimali.  İktidar Yanlısı Yayınlar ve Berkin Elvan Karikatürü Üzerine yazısına devam et

Mustafa Altıoklar’ın Entelektüel Seviyeye Ulaşması Dileğiyle

Her şeyin siyasallaştığını ve entelektüel tutumların azaldığını söylersek yanıldığımızı sanmıyorum. Bunun son örneği, ifade özgürlüğü kapsamında İstanbul’un Fethi ile ilgili düşüncelerini entelektüel tutumdan uzak bir şekilde sarf eden  itici yönetmen Mustafa Altıoklar.

Şuradan ve demokrasinden yana biri olarak elbette mutlak monarşiye karşıyım ama tarihime en azından saygılıyım. Avrupa dünyanın altını üstüne getirirken, Altıoklar gibilerin görmediği bir şey var; Osmanlı’nın o dönem yapması gerekenleri yaptığı gerçeği. Hem vasatın altında bir yönetmenin İlber Ortaylı‘nın ifadesiyle; “tüm zamanların en entelektüel mareşali”ne karşı kurmuş olduğu cümleler tam bir gaflet.

1_2692 Mustafa Altıoklar’ın Entelektüel Seviyeye Ulaşması Dileğiyle yazısına devam et

Evlilerin, Bekarların ve Diğerlerinin Okuması Gereken Kısa Bir Yazı

Muslim-youth-and-marriage

Gerçekten severseniz, egonuzu da yenersiniz. Egonuzu yenerseniz, ilahi hikmetin kapısını aralamış olursunuz. Gerisi ise itikadınıza kalmış.

Aşk bu hayatta sizden ve nefsinizinden daha mühim bir şeyin olduğunu anımsatır. Bu açıdan bakarsanız aşk ile ilgili depresif bir durum söz konusu değil aslında. Gerçi günümüz aşkları başka şekilde algılasa da aşk mefhumunu, zannımca aşkın en önemli tarafı egonuza artık müdahale edebilmeniz ve yarin yüzündeki tebessümün, sizin nefsinin bitmez tükenmeyen isteklerinden daha önemli olduğudur.

Yanı sıra günümüz aşk algısı, kadının maşuk olduğunu unutturmakta. Erkeğe maşuk olmak yakışmıyor. Maşuk; asil olan, yüzünü öteye tatlı tatlı çeviren, üzüntülü zamanlarda buğulu bakışlarını bir noktaya odaklayan, derdine derman olan, bir kap sıcak yemeğin buğusu gibi sıcak olan ve nazlanan, hülasa kadındır maşuk. Evlilerin, Bekarların ve Diğerlerinin Okuması Gereken Kısa Bir Yazı yazısına devam et

Yazmak Üzerine Bir Kez Daha

İnsana böyle bir nimetin bahşedilmesi ne kadar lütüfkar. Yazmayı seviyoruz. Çünkü yazmak düşüncelerimize can veriyor. Yazmak bir nevi doğum. Dışardan aldığımız her şey ile, kafamızın içindeki birleşiyor ve cümleler meydana geliyor. Hoş bir üretme. İnsana değer katıyor. İnsanı mutlu ediyor. Ne kadar da hoş.

Modern zamanlarda yaşayan ve ne yazık ki bu durumda olmasının kendi tercihi olmayan biri olarak, hayata tutunmanın anlamlı bir yönü olarak yazıyı tercih etmek benim için gerçekten iyi bir çıkış noktası oldu.

“Yazmak bir mucize” şairin dediği gibi. Modern zamanlarda yazmak, modern zamanlarda hapsolmuş bir yazarın kaleminden çıktığı için, modern zaman mimarisinin insanın ruhuna bir şeyler katmadığı varsayımından yola çıkarak, geniş avlulu ve geniş bahçeli konaklardaki yazarların iç dinginliği ile kalem oynatamıyorum ne yazık ki. İfadelerim tıpkı modern mimari gibi, göze hoş gelse bile gönüle hiç bir katkısı yok.

Belki de bu ifadeler yazma konusundaki acziyetimi meşrulaştırma gayretimden başka bir şey olmayabilir.
Yazmak bir mucize evet.

yazmak2_mini
Kelime oyunlarıyla dolu ve ezberleyip kız arkadaşına söyleyebileceğin cümlelerle dolu olmayan bu kitap, modern zamanlarda yaşayan bir tanığın ifadesi. Bu kitaba, bu yazılara başka bir anlam katmak hayasızlık olur. Hiç kimseden olmazsa, kendimden çekinirim.

Çevremde hiç yazan birine rastlamadım. Benim tanıdığım insanlar tıpkı benim gibi, geçinme derdinde olan ve hayatı sadece “geçinmekten” ibaret olanlar. “Geçinmek” modern zamanlara yakışmayan bir kelime olsa da, modern zamanın en büyük gerçeklerinden biridir. Çünkü tıpkı modern zaman mimarisinde olduğu gibi, modern zamanlardaki insanlar aşırılığı ve gösterişi sevdikleri için geçinmek biraz daha zorlaştı. Çok fazla zor. Hangimiz gerçekten kendimiz için yaşıyoruz? Hep başkalarına odaklanıyoruz. Sırf kendimiz için bir iyilik bile yapamıyoruz. İyilikte tasarruf edip, tüketmekte sınır tanımayan insanların yaşadığı buhranlar, iyi kalemler tarafından kaleme alınırsa, tıpkı geçen yüzyılın Rusya’sındaki gibi özgün acılı eserler meydana getirilebilir.

Yazmak üzerine ne yazılabilir bundan pek emin değilim. Ama bir şekilde oturdum yazı masasına ve bu yazının hakkını vermek zorundayım. Modern zamanlarda yazmanın nasıl bir şey olduğunu anlayabilirim, zira modern zamanlarda nefes alıyorum. Her şeyde bir anlam aramak zorunda olan bir insan, modern zamanlarda yaşamanın ne gibi anlamı olduğunu anlamak zorundadır. Ben yazarak anlamaya çalışıyorum. Yazarak var olmaya belki de.

İtiraf etmeliyim yazmak zahmetli bir iş. Epey de vaktimi aldı. Yazarlık sevdasına kapılmadan, normal ve zahmetsiz bir hayat yaşayabilirdim ama yazmayı tercih ettim. On sene boyunca ne yazacağıma karar vermeye çalıştım.

İşe kolay olacağını düşünerek roman ile başladım. Şöyle yüzlerce sayfa bir roman yazayım diye düşündüm ama aman Allah’ım olacak gibi değil. Roman yazmak, başka bir dünyaya bir süreliğine misafir olmak gibi bir şey. Hele hele “Tutunamayanlar” gibi bir roman yazacaksan, başka bir aleme misafir olarak değil, orada yaşamak zorundasın.

“İnce Memed” gibi bir roman yazmaya kalkamazsın çünkü Yaşar Kemal değilsin. O zamanlar akıl edemiyordum ama başkalarına benzer romanlar yazamazdım. Ben ancak kendi yetiştiğim kültürün, coğrafyanın ve hayal dünyasının romanını yazabilirdim ancak.

Ama yazamadım. Belki ciddi bir birikimim yoktu, belki de esaslı bir hikayem ya da onca iş güç arasında yeterli zaman-motivasyon eksikliğinden yazamadım. Ama iyi romanlar okudum. O kadar güzel romanlar okudum ki, roman yazmaya cüret edemedim.

Şiiri denedim ama şiiri sevemedim. Şiir okumayı da yazmayı da hiç beceremedim. Şiirin o garip dünyasına giremedim. Bir iki şiir yazdım. Ela gözü yar çok sevmesine rağmen, bu eller bir şiir için hareket etmek istemiyor. Ben o dünyanın adamı değilim. Ben o kadar duyguyla bakamadım hayata. Birine olması gerektiğinden fazla sevgi ve nefret gösteremedim. Coşmadım, coşturamadım. Bu yüzden şiir yazamadım. Gözlerimi kapayıp dinlemedim hiç bir şehri. Yılların geçmesine hayıflanmadım, yitip giden aşklara kahrolmadım. Hayatın bana verdiklerine eyvallah dedim. Sadece gerçekçi olmaya çalıştım. Gerçekçi olan birisine yakışmazdı şiir. Şiiri kirletmek istemem. Bir gün şiir yazar mıyım? Allahu alem bis-savab.

Deneme. Kendimi ifade ettiğim ve insanlığın kutsal hazinesi olan kelimeleri anlamlı hale sokabildiğim tek mecra. Deneme, benim için denemeye değer bir yazım biçimi. Yazdığım tüm kelimeler naçizane. Evet hepsi. Hakikati elimde bulundurduğuma dair kesin inançtan Allah’a sığınırım. Benim yazı hususundaki tek gayem tanıklık. Başka bir şey olması mümkün değil zira.