Tanrı ve Terzi

Değerli büyüğümüz ve aile dostumuz rahmetli Kutsu Taş’ın anısına….

“Şimdiki aklım olsaydı” ile başlayan cümleler kurmaktan hoşlanmıyorum. Zira zaman geçtikçe geçmişten pişmanlık duymamam gerektiğine dair inancım artıyor. Ama bir konuda istisna, az önceki kaideyi bozmayacaktır.

Önceleri sakin bir belde ve şimdi de sakin bir ilçenin, bir kaç kez dükkan değiştirmiş ve iki yıl önce vefat etmiş bir terzisi vardı. Babamla ya da yalnız başıma ziyaret ettiğim o dükkanda aklımda kalan; naftalin kokusu ve ekonomi ile ilgilenen yaşlı terzinin yüzündeki o her zamanki tebessümle kurduğu ironik cümleleri.

Hayatından pek memnun olmayan bu yaşlı amcanın bir takım serzenişleri ve o zamanlar Tanrı’dan alıp veremediği bir şeyler vardı. Tanrı’dan çok şey almıştı ama istediklerinin tümü değildi elbette. O zamanlar benim tasavvurumdaki yaratıcı ile onun kafasındaki Tanrı aynı kişiler değildi sanırım. Bugün de öyle. Tanrı bize her şeyi vermek zorunda mıydı? Bir keresinde bana; “benim Tanrı’yla bir savaşım var” demişti. Bu psikolojik savaş elbette tek taraflıydı ama sanıyorum ki o Tanrı’ya savaş açmıştı ama içindeki düşmana yeniliyordu. O zamanlar okumayan ve hayatı böylesine irdelemeyen bir çocuktum. Anlattıklarını pek ala sorgulamıyordum. İlgi çekici ve birazcık anlaşılmaz geliyordu. Ama şimdi çok iyi anlıyorum anlattıklarını. Sanırım anlattıkları bir gün bu konuyu ele almak için, zihnimin yıllar sonra anımsayacağı bir bölüme geçmişler. Okumaya devam et

Okuma Meşguliyetiyle Münasebetim Hakkında Üçüncü Yazım

800px-menendez_y_pelayo_with_a_book

Kalın ve ağır kitabı okurken göz kapaklarımızın ağırlaşmasına engel olmalıyız. Bedenimiz bize uyumamız gerektiğini söylediği zaman, bizi uyumamaya karşı koyan şey geçip giden zaman olabilir mi? Hele hele hayata geç başlayan ve güzel bir çift ela göze daha yeni bakmaya başlamışsanız; gaflet uykusunda geçen zamanı telafi etmek adına uykusuz geceler yaşamamız gerektiği gerçeği acı olduğu kadar da yorucudur değerli okur.

Bazen sevdiklerinizi ihmal edip, yüzlerce sayfalık kitapların arasına dalmanın yanlış olup-olmadığı tartışılabilir. Şahsen ilahi hükümlerin dışındaki tüm konuları tartışabilir ve konuşabilirim. Kitaplarla olan münasebetimde abartı bir durum görmüyorum. Çok fazla okuduğumu düşünmüyorum. Hatta kimi zaman çok yararlı okumalar da gerçekleştirdiğimi sanmıyorum. Ama en azından hayatı keşfetme noktasında kitapların bana yardımcı olacağını söyleyebilirim. Okumaya devam et

MÜSLÜMANLIĞIN GÖZ ARDI EDİLEN ŞARTI

durustluk-yazilari

Dini 5, 32 ve 54 farzdan ibaret sanılması bu zamana kadar büyük gafletlere yok açtı. (Bu konuyla ilgili detaylı ve edebi açıklamalar için, Rasim Özdenören’in “Müslümanca Düşünceler Üzerine Denemeler” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.) Son dönemlerde insanların dine bu kadar mesafeli durması, zannımca din kavramını; bir yaşam tarzı olmasından ziyade kafalarında yaşanılması mümkün olmayan kurallar bütünü olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Kafalardaki din öyle bir din ki, “Allah kuralları koymuş ama kimse kusura bakmasın bu dini kuralların hepsinin uygulanması mümkün değil” düşüncesi hakim.

Din, naçizane düşüncem en yalın haliyle Allah’ın kartındaki makbul yaşam tarzıdır. Bu hayatı anlamlı yaşamamız için bir rehber, ilahi bir kaynaktır. Okumaya devam et

Oku-Yorum : Haremin Son Yüzyılı (Sultanlar Ve Damatlar)

hareminsonyuzyili-kapak

Bir şeyin sizin için doğru olup olmadığı, hayatta doğrularınızı neye göre belirlediğimize bağlıdır. Osmanlı’ya hayran olmak ya da onu acımasızca eleştirmek sizin fikirlerinizi neye dayandırdığınıza bağlıdır. Yani referansınız ne ise ona göre düşünür ve karar verirsiniz.

Yaşadığım toprakların Mutlak Monarşi ile değil de, demokrasiyle yönetildiği için Allah’a şükürler ediyorum. Demokrasimiz tartışılabilir ki her daim tartışılıyor. Ama yine mutlakıyetten iyidir değil mi okur? Düşünün koskoca imparatorluğun, daha sonra Galata Bankerleri’nden borç alacak durumu düşmesi insanın içini acıtıyor. Ama tarihe şöyle bir bakarsak, bu sonucu garipsememek gerekir.

Abdülhamid okumalarının bir parçası olarak okuduğum, Cevdet Kırpık’ın kitabı “Haremin Son Yüzyılı: Sultanlar ve Damatlar” kitabı neredeyse bir ibretlik vesikası. Okumaya devam et

Babalar… Oğullar… Modern Zamanlar… Yanılgılar….

baba-ogul_medium

“Gençler, yaşlıların aptal olduklarını sanırlar, ama yaşlılar gençlerin aptal olduklarını bilirler.” demiş zamanın münevverlerinden biri. Bu söz benim her zaman hatırımdadır. Bu yüzden benden tavsiye isteyen bir büyüğüme karşı, emin olmaktan hoşlanmam.

Baştan söyleyeyim duygusal bir yazı olmayacak. Hatta mümkün mertebe rasyonel bir yaklaşım benimseyeceğim bu yazıda. Modern zamanlardan ve modern zamanların bizleri nasıl biri haline getirdiğinden naçizane.

İkizinin para ihtiyacını kredi çektirerek yardımcı olan yakışıklı oyuncunun oynadığı banka reklamlarının sürekli dönmesi, bize bu durumu belki de normalleştirecek. Belki de falan oğulları apartmanları miadını dolduracak. Modern zaman kaygısı yaşayan kaç insanız şurada canım benim. Hayatlarımızı anlamlandırmak adına hangi adımları atmamız gerekecek. Okumaya devam et

Geçen Günler ve Bir Tavsiye

Geçmişten-Geleceğe-Eski-Saatler

Günlerdir ellerinde bayraklarla meydanlarda vatanına sahip çıkanlara minnattarlık, tarihin gelmiş geçmiş en iyi romanlarından birinin dokuzyüzaltmış sayfalık ikinci cildinin beşyüzaltmış sayfasında tıkanmışlık, -her gün olduğu gibi- biten her günün ardından yaşanılan eksiklik, hayatın mucizelerinden en önemlisinin bekleyişinden kaynaklanan sabırsızlık ve evli olmaktan ötürü duyulan şükran duygusuyla geçen günlerden merhaba.

Karşı apartmandaki çatı oluğuna yuva yapmış kuşların cıvıltıları ve bu cıvıltılara maruz kalan dairedeki insanların bu durumdan rahatsız olup olmayacağının merakı içerisinde kaleme aldığım bu yazının henüz bir konusu yok. Belki bir konu olmasına da gerek yok. Hayatımızı her daim rasyonel temellere dayandıramadığımız zamanlar elbette olmuştur. Bu yüzden bugün standartların dışına çıkabilirim. Okumaya devam et

Önümüzdeki Günler

vatandaslar-darbeye-karsi-sosyal-medyada-harekete-gecti-375716

Evet önümüzdeki günler bizi neler bekliyor? Allahu alem elbette. Önümüzdeki günlerde neler olacağını bilmiyorum ama neler yapmamız gerektiğini biliyorum. Ama inanın bana umutluyum. Meydanlarda günlerce bekleyen insanları gördükçe inanın bana bu ülkenin kolay kolay yıkılmayacağına inanıyorum. Son menfur olayda gördük ki, ülke insanı aslında sandığımız kadar duyarsız değil. Yeri geldiği zaman o sıradan kalabalıklar, tankların önünde durabilme cesareti gösteriyor. Üstelik canlarını Hakka teslim etmekten geri durmayarak. Okumaya devam et

#HakimiyetMilletindir

Yeni Bit Eşlem Resmi

II. Abdülhamid’in 1908 darbesini okuyordum. Şemsi Paşa Manastır’da öldürülmüş ve ardından Balkanlar’daki karışıklıklardan dolayı, Abdülhamid’in ve Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren olayları okuyordum ki, Enver Ağabey birden içeri girdi ve köprülerin kapandığını söyledi. O gün hastanede nöbetteydim. Hemen televizyon olan odaya geçtik ve bir elimizde telefon, kulağımız televizyonda gelişmeleri izledik.

28 Şubat süresini hayal meyal, e-muhtıra dönemini apolitik ve ilgisiz bir şekilde gören ben, açıkçası sosyal medyadaki “darbe” ifadelerini hiç gerçekçi bulmuyordum. Ama daha sonra Başbakan’ın açıklamalarından ve TRT’deki bildiriyi okuyunca aklıma eşim ve doğacak olan çocuğum aklıma geldi. Okumaya devam et

Sorumluluk Üzerine

İnsan içerisinde bulunduğu eksiklik ve yarım kalmışlık duygusundan nasıl kurtulur? Gece yatmadan önce, “bugün güzel bir gün yaşadım” cümlesini kurduran şey nedir? Bence sorumlukluk. Evet insanın hayatını anlamlandırmanın ilk aşaması naçizane düşüncem; sorumlulukların yerine getirilmesidir.

Sabah erken kalkmak, namazlarımızı kılmak, balkondaki sardunyaları sulamak, işini doğru yapmak, aileni sevmek, vatanına sahip çıkmak ve saire. Kur’a-ı Kerim, baştan sona insanın nelerden sorumlu olduğunu anlatmıyor mu? Düşünmekten sorumluyuz. Yanı sıra anne babaya bakmaktan, eşini sevmekten ve dünyanın daha iyi bir yer olması için çaba harcamaktan ve bir sürü insani vazifeleri yerine getirmekten sorumluyuz. Eğitim sistemimiz öğrencilerine bir şeylerden sorumlu olması gerektiğini hatırlatmıyor. Hatta bir noktadan sonra sorumluluktan nasıl kaçacağımızı öğretiyor. Okumaya devam et

İlim İle Pragmatik İlişkim

İki gündür Yusuf Kaplan dinliyorum. Rıza-i İlahiye’ye mazhar olmasını yüce Mevla’dan dilerim. Yusuf Hoca’yı dinlerken, samimiyetini ve dünyanın daha iyi bir yere gelmesi konusundaki arzusunu yanı sıra çabasını görmemek körlükten başka bir şey değildir. Yusuf Hoca son bir kaç gün benim zihnimde kendimi sorgulamama neden oldu ve bu sorgulamanın sonucunu sizinle paylaşmak isterim. Ama bu paylaşım şahsi bir mesele değildir. Belki bu yazı sizden bir parça barındırıyordur. Bu yazıyı yazmamın tek gayesi, kendi zihin dünyamı sorgulayarak, aşağıda arz edeceğim sorunun canlı bir şahidi ve örneği olmak isterim. Yani bu yazı şahsi bir yazı değildir. Bittabi umumi bir yazıdır. Dikkatlerinize arz ederim.

cropped-ilim2.png

Başlık iddialı, belki de kavramların doğru kullanılması açısından “hatalı” olabilir. Yani Batıcıl bir ifade olarak “pragmatik” kavramını kullanmam aslında yazı hakkında bir ön bilgi vermesi niyetiydi. Aslında “İlim İle Menfi Münasebetim” başlığı da olabilirdi ama aklıma ilk gelen başlık bu oldu. Okumaya devam et